SURİYE’ DE DİNİ VE ETNİK YAPI
DENİZ GÜLER*
ÖZET: Ortadoğu’ da bulunan insanların birbirlerinden ayrılmalarını belirleyen unsur çoğu zaman dindir. Müslümanların büyük bir kısmı kendi mezhebinin tek mezhep olduğunu düşünmekte ve diğer mezhepleri dışlamaktadır. Suriye’ de yaşanan dışlayıcı mezhep anlayışının doğurduğu sonuçlar malumdur. En acı olan ise bunun İslam adına yapıldığının söylenmesidir. Bu çalışmada Suriye tarihine değinilmiş, Suriye’ de bulunan mezhepler yer verilmiştir. İç savaş döneminde din ve toplumsal tezahürleri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda ise değişen kimlik tezahürleri ile ilgili bilgi verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Suriye, dini ve etnik yapı, Baas rejimi, Arap Baharı, İç savaş
ABSTRACT
The element that determines the separation of people in the Middle East is often religion. Most of the Muslims think that their own sect is the only one and excludes other sects. The results of the exclusionary sect understanding experienced in Syria are known. The most painful thing is that this is said to be done in the name of Islam. In this study, the history of Syria is mentioned and the sects in Syria are given. Religion and social manifestations were tried to be explained during the civil war period. At the end of the study, information was given about changing identity manifestations.
Keywords: Syria, religious and ethnic structure, Ba’ath regime, Arab Spring, Civil war
GİRİŞ
Suriye içinde bulunduğu coğrafi konum, sahip olduğu kültürel çeşitlilik ve yaşanılan siyasal dalgalanmalar sebebiyle çatışmanın yoğun olarak yaşandığı Ortadoğu ülkelerinden biri haline gelmiştir. Birçok Ortadoğu ülkesine kıyasla çatışmanın ana sebebi dini ve etnik farklılıklardır. Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken husus bu farklılaşmanın siyasi partiler aracılığıyla kendisini belli etmesidir. Dolayısıyla Suriye’ deki iç karışıklıkların sebeplerini dini ve etnik farklılaşmayla siyasetin ayrıştırılması mümkün gözükmemektedir. Bu durum rejim tarafından ve Suriye’ ye hakimiyet sağlamak isteyen dış güçler tarafından pekiştirilmiş ve halkın birleşip ayaklanma yapması önlenmeye çalışılmıştır. Kimi zaman ideolojik kimi zaman etnik kimi zaman ise doğal kaynakların paylaşımına dayalı karmaşık çatışmalar yaşanmıştır. Özellikle Mısır’ da yaşanan Arap Baharı süreci Suriye halkı için bir umut teşkil etmiş ve karmaşıklığı daha da arttıran bir başlangıç ve geri dönülmez bir yol olmuştur. Dış etkenlerin yanından insanların dışlayıcı- tekçi mezhep anlayışı çatışmaların temel nedenlerinden biriydi. Yani sadece kendi mezhebinin hak olduğunu düşünmekte ve başka mezhepleri tamamen dışlamaktaydı. Kişinin kendi mezhebine özel bir anlam atfetmesinde bir problem yoktur. Problem olan kendi mezhebi dışındakilere hoşgörü ile yaklaşmaması saygı göstermemesidir. Suriye’ deki inanç konusunda bu farklılık zulüm ve baskılara hatta zaman zaman soykırımlara da dahil yol açmıştır. Ayrıca mezhep farklılıkların süregelmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi de Suriye’nin jeopolitik konumudur. Osmanlı İmparatorluğu zamanı da dahil olmak üzere ordunun güvenlik kuvvetlerinin girmesinin neredeyse imkansız olduğu dağlık ve çöl bölgelerine yerleşen gruplar varlıklarını sürdürmeye devam edebilmişlerdir. Ayrıca Suriye’ de gerçek bir ulus devlet kavramı geliştirilemediğinden dolayı gücünü mensup olduğu etnik ve dini azınlıklardan alan bölgesel sözde Suriye devleti kurulmuştur. Özellikle rejimin etkisi dışında kalan bölgelerde oraya hakim olan grubun düzeni geçerli olmuş bu durum çatışmaların ve baskının artmasına sebebiyet vermiştir.
1- SURİYE TARİHİ
M.Ö 5000’ li yıllarda ilk yerleşimin görülmeye başladığı Suriye Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde İslam topraklarına katılmıştır. Bu durum Suriye’ ye yeni bir dini anlayış kazandırmakla kalmamış aynı zamanda Emevi Devletinin kurulmasıyla siyasi bir merkez olma özelliğini beraberinde getirmiştir. 750 yılından sonra başlayan Abbasi yönetiminde önceliğini yitiren Suriye toprakları, sonraki üç asır boyunca gerek yerel Arap emirlikleri gerekse Selçuklu devletleri arasında bir çekişme sahası olmuştur.[1] Nurettin Mahmut Zengi Suriye’ de Selçuklu etkisinin zayıflamasıyla hakimiyetini sağlamıştır. Bu hakimiyette Türkmenlerin büyük bir rolü olduğu görülmektedir. Suriye’ ye Mahmud Zengi’ nin hakimiyetinden önce yerleşen Türkmenlere Zengi askeri sahada görevlendirmiştir. Nureddin Mahmud’ un Urfa’ da Türkmenlerin desteğiyle gerçekleşen ilk icraatları Urfa’ nın demografisinde değişime yol açmıştır[2]. Nurettin Mahmud’ un Suriye’ yi fethinden 90 sene önce Suriye’ ye yerleşmiş bulunan Türkmenler Mahmud’ un askeri ihtiyaçlarını karşılamasıyla iyice güçlenmiş Haçlılara karşı kazanılan başarılarla yerini güçlendirmiştir. Bu dönemde Şiilik geriletilmiş ve bölgeye Sunni gelenek yerleştirilmiştir Zengî hükümdarı Nûreddin’in Şam bölgesinde siyasi birliği sağlaması ve Frenkler’e karşı büyük başarılar kazanması diğer sahalarda olduğu gibi ilmî sahada da Şam bölgesinde büyük bir canlılık husûle getirmişti.
Nureddin Mahmud Zengi öldükten sonra yerine 11 yaşındaki oğlu İsmail geçti. O dönemde taht kavgaları artarak devam etti. Nureddin yanlısı komutanların kendisini davet etmesi üzerine Suriye’ ye hareket eden Selahaddin Eyyübi, kısa zamanda ülkenin büyük bölümünde siyasi birliği yeniden kurmayı başardı. Yönetim sistemi bu dönemde düzenlendiği şekliyle Memlükler Devletinin sonuna kadar devam etti[3]. Burada dikkat edilmesi gereken husus İslam dönemi Türk tarihinin ağırlık merkezinin Ortadoğu olduğu gerçeğidir. Eyyübilerin geçmişi incelendiğinde Eyyübi hanedanının önce Kürtleşmiş daha sonra ise Türkleşmiş bir Arap sülalesi olarak tarihteki yerini aldığı görülmektedir[4].
Zengi döneminden Eyyübilere geçişte sadece bir hanedan değişikliği yaşanmıştır. Bu durum toprakların , hakimiyetin, anlayışın, dini politikanın, dış politikanın, bayrağın, armanın ve kurumların değişmediği anlamına gelmektedir. Aynı durum Eyyübi devleti içinden çıkan Memlüklüler için de geçerlidir. Dolayısıyla Zengiler- Eyyübiler ve Memlükleri tek bir devlet olarak görmek mümkündü[5].
Genelde siyasal ve askeri müdahalelerin anlatıldığı bu dönemde ilmi gelişmelerin anlatımı arka planda kalmıştır. Aslında özellikle Eyyübi dönemi ilim ve irfanın yayılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Eyyübiler Şii propagandaya karşı Sünni İslam’ ın güçlenmesinde, devlet teşkilatında görev alacak nitelikli kadronun yetiştirilmesinde, siyasi birliği sağlamada ve Haçlılara karşı geniş kitlelerin desteğini almada önemli işlevler görmüşlerdir. Dört mezhep fıkhına göre eğitim yapan bu medreseler güçlü vakıflar ve zengin kütüphanelerle desteklenmiştir[6].
Selahaddin devri ve ondan sonraki Eyyübi hakimiyet devirleri, yetişen ilim adamları dikkate alındığında İslam tarihinin en parlak devirlerinden biri olarak tebarüz etmiştir. Selahaddin Fatimi hilafetinin himayesinde kurulan Şia eğitim müesseselerinin yerine Ehli Sünnet Düşüncesinin hakim olduğu medreseler açmıştır[7]. Sultan Selahaddin’ in Şii Fatimi hilafetine son vermesiyle siyasal birlik sağlanmıştır. Sağlanan siyasi birlikle birlikte ilmi faaliyetlerin gerçekleşebileceği uygun ortam zuhur etmiştir. Suriye Şam’ da 13 medrese açılmıştır.
Suriye 1516’ dan 20.yy’ a kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Coğrafi şartları bakımından Suriye mezhep çeşitliliğin devam etmesi için elverişli koşullara sahipti. İmparatorluğun ulaşamayacağı dağlık bölgelerde ve çöllerin ücra köselerinde güç odakları varlıklarını sürdürebiliyordu. Osmanlı hakimiyetinden çıktıktan sonra büyük güçler tarafından Fransa’ ya bırakılan bir Suriye karşımıza çıkar. Fransa bu dönemde Katolik ve Protestan dini azınlıklara ek olarak Dürzi, Maruni ve Nusayri gibi azınlıkları da desteklemiştir.
2.Dünya Savaşında farklı mezhep gruptakilerin birlikte mücadele ettikleri görülse de bağımsızlık dönemine geçildikten sonra yine çıkar grupları çatışmaya girmiştir. 1948 yılında Arap-İsrail savaşına Suriye ordusunun katılması ülke içi karışıklığın başlangıç noktası olmuştur. Ordu ve sivil kadroların yaşadığı gerilim sonucunda ülkede arka arkaya darbeler meydana gelmiştir. Bu darbelerin sonucunda 1970 yılında Hafız Esad başa geçmiş ve artık tek hedefi kendi rejimini güçlendirmek ve meşrulaştırmak olmuş bun doğrultuda da değişik stratejiler geliştirmiştir.
2- SURİYE’ DEKİ ETNİK VE DİNİ YAPI
A-)Etnik Yapı
Genel Olarak: Suriye’ nin % 77-83 Arap, % 7- 8 Kürt,% 5-6 Türk, % 2 Ermeni,
% 1 Ermeni, % 1 Çerkes, % 1 diğer gruplardan oluşmaktadır. Ayrıca Filistinli ve Iraklı mülteciler bulunmaktadır[8]
Araplar: Arapların yaklaşık % 70’ i Sünni mezhebine, diğerleri ise Alevi( Nusayri) , İsmaili ve Şii mezheplerine mensuptur. Arapların içinde Hristiyan olanlar ise Ortadoks Grek Kilisesi’ ne, Suriye Ortodoks kilisesine ya da Katolik Grek Kilisesi bağlı bulunmaktadır[9].
Kürtler: Nüfusun %9 ‘ unu oluşturan Kürtlerin büyük bir kısmı Sünnilerdir. Bunların dışında içlerinde Hristiyan ve Yezidiler bulunmaktadır. Kürt nüfusları bulundukları her bölgede sürmekte olan tartışmalara ve çatışmalara katkıda bulunan kimlik siyaseti, dinsel ya da kabile kaynaklı liderlik uzun bir müdahale geçmişi görüyoruz. Ortadoğu toplumlarını dönüştüren güçleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir[10].Suriye’ deki etnik gruplar arasında Kürtler; Türkiye, Irak, Suriye ve İran gibi ülkelerin dahil olduğu bölgesel dengeler açısından biri olmuştur. Kürt siyasi hareketi için Suriye’ de dominant unsur kuşkusuz PYD olmuştur[11]
Ermeniler: Nüfusun %2 sini oluşturan Ermenilerin en önemli özelliği asimile olmamalarıdır. Bu sebeple Arap Milliyetçiliğinden rahatsız olan Ermenilerin Baas rejiminden rahatsız oldukları için göç etmişlerdir[12].2. Dünya Savaşından sonra yaklaşık 40.000 Ermeni Lübnan ve Suriye’ den ayrılarak Sovyet Ermenistan’ a göç etmiştir[13].
Türkler: Çoğunlukla Lazkiye bölgesinde yaşayan Türkler Araplar arasında asimile olmuşlardır.
Çerkezler: Asimilasyona uğramama bakımından Ermeniler gibi olan Çerkezler Sünni mezhebine bağlı bulunmaktadır.
Dürziler: Dürziler, Şii İslam’ın bir mezhebi olan Fatimi İsmailiğinden kopmuş dini bir azınlıktır. Dürzi nüfus esas olarak Suriye ve Lübnan’ da yoğunlaşmıştır. Suriye’ de yaklaşık nüfusları 420.000 civarındadır.1925’ te Suriye’ deki Durzi ayaklanması sırasında Fransız ordusunu yenilgiye uğratacak gibi olmaktan kaynaklanan biraz ürkütücü bir üne sahiplerdi[14]. Zaman zaman ülkenin siyasetinde önemli rol oynamışlardır.
Görüldüğü gibi Suriye etnik bakımdan farklı bir çok halktan meydana gelmektedir. Suriye’ deki oluşum gücünü mensup olduğu etnik gruplardan aldığından dolayı ulus kavramı geliştirilememiş ve sürekli sözde bir Suriye devleti oluşturma ve hakimiyet çabasına girilmiştir.
B- DİNİ YAPI: Suriye’deki dini yapının çok büyük çeşitlilik bulunmasının nedenlerinden bir tanesi bulunduğu coğrafi konumla açıklanabilir. Özellikle dağlık bölgelerin ve çöl bölgesinin yoğun olması dönemsel olarak buraya saklanmaların olması ve bulunulan yerlerin orduların girebileceği düzeyde olmaması sebebiyle mozaik dini yapı varlığını devam ettirmeyi başarmıştır.
İSLAM: Suriye’ de yaşayan halkın % 70’ den fazlasının mensup olduğu dindir. İslamiyetin tarih boyunca yorumu birçok mezhebin ve fırkanın doğmasına yol açmıştır.
SÜNNİLİK: Suriye nüfusunun yaklaşık % 69’ unun inancını oluşturur. Hafız Esad 13 Kasım 1970’ de güç kullanarak idareyi tamamen ele geçirince 1971’ de Suriye’ nin ilk Nusayri devlet başkanı oldu. Böylece Suriye’ de Sünni devlet başkanı geleneği sona erdi. Esad Sünni çoğunluktan gelecek tepkiyi hafifletmek için ulusal bir lider olduğunu kanıtlamak adına kabinede, orduda ve partide seçtiği elit sınıfına mensup Sünni Müslümanlardan birçok isme görevler vermiştir[15]. Ancak mezhepler arasındaki çekişme katlanarak devam etti. Rıfat Esad Müslüman Kardeşler örgütüne 1982 yılında bir baskın yaptı. Müslüman Kardeşler rejime karşı Sünni bir muhalefetti. Bu baskın sonucunda 10.000’ den fazla Sünni Müslüman katledildi[16]. Bu olay rejimin muhalefete dolayısıyla Sünnilere karşı ne kadar acımasız bir tutum sergilendiğinin kanıtıydı. Sonraki dönemlerde rejim ortaya çıkacak ayaklanmaların çoğunu ülkeye ve uluslararası platforma bir Sünni ayaklanma olarak lanse ettirme politikası güdecek ve böylece mezhepler arası çekişmeden gücünü pekiştirmeye çalışacaktır.
ŞİİLİK: Terim olarak, Şia, Hz Peygamberin vefatından sonra Hz. Ali ve Ehli Beytini halifelik için en layık kişiler gören ve ondan sonraki halifelerin onun soyundan gelmesi gerektiğine inanan toplulukların müşterek bir adıdır[17].Bazı tarihçiler Şii hareketinin , yerel halk üzerinde egemenlik kurarak ayrıcalıklı bir savaşçılar sınıfı olmaya oluşturmaya yönelen fetihçi Arap kabilelerinin uyguladığı dışlama ve ayrımcılığa karşı popülist etnik bir tepkiyi temsil ettiğini düşünür. Şii din adamları tarihsel olarak yönetimle olan ilişkilerinde muhalif tutumlar takınma eğilimindedirler. Şiiliğin kendisi Sünni gelenekte görülmeyen bir şekilde bölünmüştür. Şiiliğin içindeki bölünmeler hepsinin paylaştığı, takiyye, ya da inanıyormuş gibi yapma ilkesi her bölünme tarafından farklı şekilde yorumlanmıştır[18].Suriye’ de Şiiliğin İsmaililik kolu yaygındır. İsmaili hareketi her bölgede farklı bir niteliğe bölünmüştür. İsmaililer için kurumsal ve doktrinci bir yapıdan bahsetmek mümkünse, bu Muhammed bin İsmail’ in gaybette olduğu ve yakın gelecekte mehdi olarak geleceği görüşüne dayanıyordu. Onun yokluğunda belli bir kişi mehdinin geleceğinin delili olarak kabul ediliyordu. Birbirini izleyen delillerle İsmaili cemaati içinde bir otorite oluşturmuştu. Deliller İsmaili inancını yayanların faaliyet gösterdiği Suriye’ nin Selamiye şehrinde bulunuyordu[19].Aşırı bir Şii fırkası olarak Alevilik ise Hafız Esad’ın mensup olduğu din fırkasıdır. 1950 yılına kadar Nusayrilerin(Alevilerin) etkisi yok denecek kadar azdı. 1952 yılında Dürzilerin ayaklanması sonucu onlara olan güven kaybolunca bu yeri Nusayriler doldurdu.
HRİSYİYANLIK: Hristiyanlık dininde Hz. İsa’ nın doğası ile ilgili yapılan tartışmalar sonucunda bir çok mezhep ortaya çıkmıştır. Öncelikle kilise Batı ve Doğu olmak üzere 2’ ye ayrılmıştır. Suriye’ deki Hristiyan cemiyetlerini ise üç ana grup altında toplayabiliriz. 1- Birleşmiş Katolik Kiliseleri 2- Ortodoks Kiliseler 3- Bağımsız Nasturi Kiliseleri
YEZİDİLİK: Yezidiliğin kökeni ilgili görüş ayrılıkları bulunmaktadır. En çok kabul edilen görüşlerin başında Yezidilerin Zerdüştlüğün bir devamı olarak görülmesidir[20]. Bazı ortak yönleri olduğu kabul edilmekte birlikte ölülere merasim ve gömme konusunda farklılıkları özellikle Yezidilerin kurban kesmeye önem vermesi ancak Zerdüşlerde kurbanın yasak olması sebebiyle bu görüşe muhalefet edilmiştir. Yezidilik kendi için kapalı olan bir inanç sistemidir.Yezidilik inancının en önemli özelliği eklektik bir yapıya sahip olmasıdır. Daha öncede belirtildiği üzere Zerdüşlerden bazı kavramları almışlar, tapınaklarında Kuran ayetleri bulundurup Hz. İsa ya da saygı duymaktadırlar.
Suriye’ deki inanç konusunda bulunan bu farklılıklar ülkede soykırıma dahil yol açmıştır. Jeopolitik bir öneme sahip olan Suriye’ deki bu inanç farklılıkları hem rejim tarafından hem de dış güçler tarafından politik olarak şekillendirilmiş ve sömürülmüştür.
3.İÇ SAVAŞ- ARAP BAHARI VE BAAS REJİMİ
Baasçı rejim son yıllarda en çok şiddet uygulayan rejimlerin başında gelmektedir. Artık tutuklamalar, işkenceler rejimin muhaliflerine karşı rutin uygulamalarından biri kabul edilmektedir. Rejim tarafından 1962’ de Kürt nüfusunun beşte biri vatandaşlıktan çıkarmıştır. 1973’ te ise binlerce Kürt ailesi çöl bölgelerine sürülmüştür. Ayrıca Şubat 1982’ de Sünni İslamcı Muhalefetin Esad rejimi ile çatışması sonucunda 25.000 kişi ölmüştür. Rejimin kolektif aktörlerinin muhalefet hareketleri oluşturması mümkün gözükmemektedir. Ayrıca göstericilerin kurumsal bağlantı noktalarının olmaması sebebiyle silahlı mücadeleye girmeleri kaçınılmazdır.[21] Arap Baharıyla birlikte 2011 Mart ayından itibaren Suriye’ de yeni bir süreç başlamıştır. Olayların başlangıcı bir grup gencin yazdıkları duvar yazıları sebebiyle tutuklanıp işkence gördüklerinin duyulması sonucu halkın sokağa dökülmesidir. İlk dikkat çeken nokta bu süreçte bütün grupların eş zamanlı olarak hareket etmeleriydi. Suriye bu süreçle beraber geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Özellikle Mısır’ daki Arap Baharının etkisi Suriye halkının umutlarını arttırmıştır. Fakat rejimin sert mizacı ve çalışmanın başında belirtildiği gibi mezhepsel bölünmeleri arttıracak politikalar gütmesi sebebiyle sonuç halkın beklediği şekilde gerçekleşmemiştir. Ayrıca Esad rejimi kendi başına ayakta duracak ve Suriye’ deki olayları tamamen yönetecek bir aktör olmadığı için büyük oranda Rus teknolojisine ve finansına ihtiyaç duymaktadır[22].Ayrıca artan şiddet olayları güvenlik güçlerini de bir araya getirmiştir. Çünkü rejime bir şey olması halinde hayatta kalma şansları çok azdı. Esad güvenlik kurumunun denetimini Arap Alevilerine bırakmıştı. Çünkü onlar rejime ihanet edemeyecek kadar güçsüzdü. Cemaatler arasındaki ilişkilerin rejim tarafından belirlenmesinin ortadan kalkması sebebiyle hiyerarşi ani bir şekilde bozulmaya başlamıştı.
Suriye’ de gerçekleşen Arap Baharının aslında nedenlerinin daha derin olduğu anlaşılmaktadır. Suriye’nin Fransız mandası döneminde başlayan ve otokratik yönetimlere maruz kalan halkın günümüz problemlerin anlaşılmasına ışık tutacaktır. Örneğin, Fransızların ülkeyi özerklik ve daha pek çok ayrıcalık verilmiş şekilde azınlık gruplarına bölmesi problemlere yol açmıştır. Bu problemlerden en önemli olanı Sünni- Alevi çatışmasıdır. Sünniler ülkenin batısında yaşayan ve ağırlıklı olarak çiftçilikle uğraşan Alevi grubun özerklik kazanmasına ve önemli görevlere atanmasına tepki göstermiştir. Bağımsızlık sonrasında bağımsızlığı ele geçiren Sünniler ülke içinde yaşanan karışıklıklardan ve darbelerden etkilenerek güçlerini kaybetmişlerdir. Sünnilerin güçlerini kaybetme nedenlerinden bir tanesi de kendi içinde anlaşmazlık yaşamalarıdır. Bu süreç içerisinde ise Aleviler gittikçe güçlenmeye başlamıştır[23]. Baas rejimi ise rastgele ve kanun dışı cinayetler işlemiş, siyasi sebepli ortadan kaldırmalara sebebiyet vermiş ve mahkumlara işkence etmiştir. Hükümet insanların mahremiyet haklarını çiğnemekten çekinmemiştir. Ülke de yargı da bağımsız değildir. Basın özgürlüğü, din ve hareket özgürlüğü kısıtlanmıştır. Sosyal medya kullanımının artması rejimi kaygıya düşürmüş ve bu nedenle çeşitli önlemler alınmıştır. Örneğin 2007’ de Esad tarafından facebook yasaklanmıştır[24].Suriye’ de hem farklı terör örgütleri ve muhalif gruplar, hemde toplumun etnik, dinsel ve mezhepsel bölünmüşlüğü uzlaşmanın sağlanamamasında çok önemli bir etkendir. Dışarda bir taraftan Amerika ve Rusya’nın etkin olduğu bir süreç devam ederken yönetim kendi beklentileri doğrultusunda harekete geçmiştir. Bu esnada bu kaos ortamını fırsat gören DEAŞ( DAEŞ, DAİŞ,IŞİD) önemli ölçüde toprağı geçirerek denetim altına almayı başarmıştır[25]. 1999’ dan beri örgüt olan IŞİD 2013 yılında bölgedeki iç karışıklıklardan faydalanarak ülkenin kuzeyinde hızlı bir şekilde askeri güç kazanmaya başlamıştır. Işid’ in gerçekleştirdiği eylemler bölgenin istikrarını olumsuz yönde etkilemiştir. Örgüt kendi mezhepsel ideolojilerini kabul etmeyenleri kadın çocuk demeden insanlık dışı muamelelere maruz bırakmıştır. Sadece İşid’ den kaçmaya çalışan 18 milyon Suriye’ li 2014 verilerine göre mülteci kategorisine düşmüştür. Işid’ in ilan ettiği İslam Devleti halkın desteğini kazanmayı amaçlıyordu. Ancak şeriat yaşamın her alanında tatbik edilmekte, uygun davranmayanlar en ağır şekilde cezalandırılmaktaydılar[26].Işid rejimi 2014 yılında Ebubekir El Bağdadi’ yi halife ilan etmiştir. Tekfir söylemleri kitlesel infazları ve köleliği meşrulaştırır. Nasıl giyinilmesi gerektiğinin kurallarını belirlerler. Sigara içenler 40 kırbaç cezasıyla halkın önünde kırbaçlanmaktaydı. Okul programları değiştirilmiş İngilizce, Tarih, Coğrafya ve Doğa Bilimleri gibi dersler yasaklanmıştır. 2017’ de Işid Suriye’ de son toprağını kaybetmiştir. Ebubekir El Bağdadi 2019 yılında Amerikan askerlerinden kaçarken sığınakta yakalanacağını anlayınca üzerindeki bombayı patlatarak intihar etmiş ailesiyle birlikte ölmüştür.
Suriye’ de yaşanan bu karmaşanın bir sonucu da zorunlu göç oluşmasıdır. Zorunlu göç sonucunda kentlerde gecekondulaşma artmıştır. Ayrıca 2013’ te Iraklı mültecilerin Suriye’ ye gelmesiyle birlikte bu sorun katlanarak devam etmiştir. Orta ve alt sınıf kiraların artması sonucu bir barınma krizini ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber halkın alım gücü azalmış ve hayat standartlarında ciddi anlamda bir düşüş yaşanmıştır. Çoğunlukla eğitimli olan gençler iş imkanı bulamamaktadır. Ayrıca ekonomik yolsuzluk ve rüşvet bu toplumsal şartlarda kaçınılmaz olarak artış göstermiştir. Bu ekonomik zorlukların yanında sıkça yaşanan ayaklanmalar elektrik kesintilerine, petrol ve ocak gazında sıkıntılara, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında hızla artışa sebep olmuştur. Bu sebepten dolayı ülkedeki yoksulluk daha da hissedilir hale gelmiştir. Suriye rejimi ise ekonomide yaşanan bu zorlukları uluslararası yaptırımlara ve silahlı muhalif grupların verdiği zararlara bağlamaktadır[27].
SONUÇ
Suriye’deki farklı etnik ve mezhep yapıları çoğu zaman çatışma içinde var olmuştur. Büyük oranda barış içinde geçen Osmanlı devleti yönetimi de dahil olmak üzere Suriye’nin jeopolitik konumundan dolayı farklı mezhepsel yapılar varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Osmanlıdan sonra işgale uğrayan Suriye büyük güçler tarafından Fransa’ nın kontrolü altına verilmiştir. Bu dönemde Fransa Hristiyanlara ciddi üstünlük tanımıştır. Fransa’ kontrolü altına girmeden önce Faysal Bin Hüseyin’ in devletini ilan ettiği dönemde de Durzi, Maruni ve Nusayri azınlıkları desteklenmiştir. 2. Dünya Savaşıyla birlikte farklık azınlık grupları birlikte mücadele etmelerine rağmen bağımsız döneminde çıkar grupları yeniden çatışmaya sürüklenmiştir. Arka arkaya yaşanan darbeler sayesinde ordu siyaseti belirleyen önemli unsurlardan biri haline gelmiştir. Hafız Esad’ ın galibiyetiyle sonuçlanan bu mücadele Suriye’ de yeni bir dönemin açılmasına sebebiyet vermiştir. Rejim son yıllarda ülkeler arasında görülen en baskısı rejimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Zira rejim için baskı, işkence, tehdit çok olağan gözükmektedir. Tek amacı güçlenmek ve meşrulaşmak olan rejimin Sünni muhalefetlerle girdiği çatışmada çok sayıda kişinin acımasızca öldürüldüğü görülmektedir. Ayrıca rejimin 1962 yılında Kürt nüfusun beşte birini vatandaşlıktan çıkarması 1973’ te binlerce Kürt ailesini çöl bölgesine sürmesi dikkat çekicidir. Aynı rejim Arap Baharı döneminde Kürt ailelerine vatandaşlık haklarını geri vermiş ve kendilerine yandaş olmaları için elinden geleni yapmıştır. Arap Baharının başlangıcına baktığımızda bir grup gencin duvar yazısı yazması sebebiyle tutuklanması ve işkence görmesini görüyoruz. Bu gençlerin eziyet gördüğünün duyulması ile mensup oldukları aşiretler sokağa dökülmüş bir süre sonra bu durum diğer kentlere de sıçrayarak bir reform hareketine dönüşmüştür. Baskının gaddarlığına rağmen rejime karşı aylarca gösteri yapılmıştır. Ancak beklenilenin aksine rejim düşmemiştir. Suriye’ deki göstericilerin kurumsal bağlantı noktaları olmadığı için silahlanmaları kaçınılmazdır. Ancak zamanla çatışmanın cemaatleştirilmesi için gerek rejimin gerekse uluslararası hareketlerin değişik stratejiler sergilediği görülmektedir. İç savaşla geçirilen yıllar Suriye’yi sosyal sermaye, ekonomik kaynaklar yönünden ve etnik hiyerarşi açısından ciddi biçimde etkilemiştir. Etnik ya da dinsel gruplar arasındaki ilişkiler istikrar kazanamamıştır. Farklı siyasal bölgelerin yan yana olması rakip kimliklerin de yan yana olmasına sebep oldu. Bu durum çatışmanın büyümesine kimlikler arasındaki hiyerarşinin bozulmasına ve her grubun kendi bölgesinde hakimiyet kurmasıyla sonuçlanmıştır.
Suriye’ deki toplumsal sınıfları irdelediğimizde 1980’lerde burjuva sınıflarının bürokratik burjuva sınıfı olduğu görülmektedir. Bu durum burjuva sınıfının devletten bağımsız hareket edemeyeceğinin göstergesidir. 1990’larda ekonomik yapının kırılganlaşmasıyla iktidara yakın olanlar ekonominin bazı kesimlerini tamamen ele geçirdi. 1990- 2000 yılları Suriye’ sinde artık orta ve alt sınıflar iyice fakirleşmiş toplumsal uçurum daha büyük ve daha görünür hale gelmiştir. İç savaş Suriye’ nin çoklu cemaat yapısının bir sonucu olarak görülebilir. Suriye rejiminin yaptığı ise bu bölünmeleri daha da vahim bir hale getirmektir. Etnik ya da mezhepsel kimliğin evlilikte dahil olmak üzere toplumsal yaşantının üzerinde belirleyici bir rolü vardır. Karma bir şekilde yaşantı sürmek gündelik uygulamalarda neredeyse imkansızdır. Hangi mezhebe mensupsanız o mezhepten biriyle evlenecek aynı hastaysanız o mezhepten birine muayene olmak zorunda kalınacaktır. Ulaşım sistemlerinde bile mezhep ayrımcılığı yapıldığı görülmektedir. Cemaatlerin temaslarının toplumsal sınıflara göre değişiklik arz etmesi dikkat çeken hususlardan bir tanesidir. Uluslar arası elitlerin farklı cemaatlerle kolaylıkla sosyalleşebildiği açıktır. Bu sebepten dolayı Hristiyan ve Sünni girişim ortaklığına sıkça rastlanmaktadır. Buradan ekonomik gelir düştükçe cemaatler arasındaki çizgilerin daha belirginleştiği sonucu çıkarılabilir. Ancak elit grubun içinde sosyalleşme yoğun olarak görülmektedir. Rejim nu durumu aleyhine çevirebilmek için şöyle bir politika ileri sürmüştür. Aslında ayaklanmayı sadece Sünnilerin yaptığı diğer gruplarda bir sorun olmadığını lanse ettirmeye ve bu şekilde rejimi güçlü göstermeye çalışmıştır. Hatta ayaklanma yapılan bölgelerde bulunan gruplara rejimin saldırıları da farklılık gösteriyordu. Eğer Sünni bölgesinde ayaklanma olduysa bombayla etkisiz hale getirmeye çalışan rejim Kürt bölgesindeki ayaklanmalara zaman zaman karşılık bile vermiyordu. Bunun amacı Sünniler dışındaki bütün grupları yanına alıp rejimi güçlendirmekti. Köylerde Alevileri silahlandıran rejim göz yumabileceği bir karaborsa piyasası geliştirmelerine izin vermiştir. Hristiyan, Dürzi Alevi ittifakı Şam rejimi için ayakta kalma güvencesi haline gelmiştir.
Kimliksel hiyerarşiler ayrımcılıklar, şiddet ve dışlama söylemlerinin somutlaştırılmış halidir. Aslında bütün gruplar bu ayrımcı uygulamanın kurbanıdır. Kimlik baskısının bazı kişilerde karmaşık kimlik yapısının oluşmasına neden olmuştur. Mesela Halep üniversitesinde çok sayıda Kürt öğrenci kendisini PYD bölgesinde Kürt olarak tanıtırken ayaklanma bölgelerinde Sünni olarak tanıtır.
Bu karmaşıklık içinde Esad rejiminin baskıcı olduğu kadar birçok konuda yetersiz olduğu açıktır. Rejim mevcut karışıklığı pekiştirerek güç almaya çalışmaktadır. Ayrıca tek başına ayakta durabilecek güce sahip olmadığı için Suriye’ deki olayların tek aktörü olarak rejimi görmek yetersizdir.
KAYNAKÇA
Dr. Ahmet Emin Dağ- Suriye: Küresel ve Bölgesel Kaostan Beslenen İç Savaş- Temmuz 2015- İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi
Osman Gürbüz- İktidara Uzanan Yolda Eyyübi Ailesinin Serüveni- A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi- 2012
Yrd. Doç. Dr. Muhammer Gül-Ön Asya’ da bir Türk Devleti: Eyyübiler
Bedrettin Basuğuy- Selahaddin Eyyübi Döneminde İlmi Hayat ve Dönemin Önde Gelen Alimleri-Uluslararası Sosyal Bilimler 13-14-15 Ekim 2016
Wikipedia.org
Prof. Dr. Salih Akdemir- Suriye’ deki Etnik ve Dini Yapının Siyasi Yapının Oluşmasındaki Rolü- Avrasya Dosyası Üç Aylık Uluslararası İlişkiler Stratejik Araştırmalar Dergisi- Cilt 6 Sayı 1-2000
Daniel G. Bates- Amal Rassam- Orta Doğu Halkları ve Kültürleri – Dipnot Yayınları- 1. Baskı 2018
Doç. Dr. Umut Koldaş- Öğretim Görevlisi Erhan Ayaz- Suriye’ de Mezhepsel Bölünmüşlük Barış Süreci ve Avrupa Birliğinin Rolü- Yakındoğu Enstitüsü Raporları no:4
Kristen E. Schulze- Martin Stokes- Clom Campbell- Ortadoğu’ da Etnik ve Dini Azınlıklar
Yrd.Doç. Ahmet Bağlıoğlu- Suriye’ de Mezhep Hareketlerinin Güncel Siyaset Üzerine Etkileri- Güz- 2013
Milliyet Gazetesi 12.06.2000
Ethem Ruhi, Fığlalı; Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri- İstanbul-1980
Youssef M. Choueırı- Ortadoğu Tarihi-2017
Mehrdad R. Izady- Bir El Kitabı Kürtler Doz Yayınları- İstanbul 2004
Adam Baczko- Gılles Dorronsoro- Arthur Quesnay- Suriye Bir İç Savaşın Anatomisi Çeviren Ayşe Meral- İletişim Yayınları- 1. Baskı- 2018
Fatih Muslu- Analiz Dergisi- Suriye İç Savaşında Esad’ ın Rolü, Konumu ve Geleceği- Haziran 2018 s: 236
Çağatay Özdemir- Suriye’ deki İç Savaşın Nedenleri: Otokratik Yönetim mi, Bölgesel ve Küresel Güçler mi? 2016
Sinem Yüksel Cendek- Armağan Örki- Arap Baharı Sürecinde Libya, Suriye ve Yemen’ de Yaşanan İç Savaşlar Karşılaştırmalı Bir Çözümleme- Elektronik Siyaset Bilimi ve Araştırmaları Dergisi- Ocak 2019
Şemseddin Erdoğan- Ergün Deligöz- Irak Şam İslam Devleti: Gücü ve Geleceği- Savunma Bilimleri Dergisi- Mayıs 2015
Yağmur Şen- Suriye’ de Arap Baharı- Yasama Dergisi sayı: 23
DİPNOTLAR
-
Dr. Ahmet Emin Dağ- Suriye: Küresel ve Bölgesel Kaostan Beslenen İç savaş s: 2 ↑
-
Demirkent 1994 2 s: 153 154 ↑
-
Osman Gürbüz- İktidara uzanan yolda Eyyübi ailesinin serüveni- A.ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi- 2012- s: 404 ↑
-
Yrd. Doç. Dr. Muammer Gül- Ön Asya’ da Bir Türk Devleti: Eyyübiler s: 77 ↑
-
Gül- a.g.e. 83 ↑
-
Basuğuy- Salahaddin Eyyübi Döneminde İlmi Hayat ve Dönemin Önde Gelen Alimleri- s: 566 ↑
-
Basuğuy- age. S: 568-569 ↑
-
Prof. Dr. Salih AKDEMİR- Suriye’ deki Etnik ve Dini Yapının Siyasi Yapının Oluşmasındaki Rolü s: 202 ↑
-
Daniel G. Bates- Amal Rassam- Ortadoğu Halkları ve Kültürleri- s: 151 ↑
-
Doç. Dr. Umut Koldaş- Öğretim Görevlisi Erhan Ayaz- Suriye’ de Mezhepsel Bölünmüşlük Barış Süreci ve Avrupa Birliğinin Rolü Yakındoğu Enstitü Raporları no: 4 s: 10 ↑
-
Prof. Dr. Salih AKDEMİR- a.g.e s: 203 ↑
-
Daniel G. Bates- Amal Rassam- a.g.e. s:148 ↑
-
Krısten E. SCHULZE- Martın Stokes- Clom Campbell- Ortadoğu’ da Etnik ve Dini Azınlıklar- s: 199-202 ↑
-
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bağlıoğlu Suriye’ de Mezhep Hareketlerinin Güncel Siyaset Üzerine Etkileri Güz 2013 s: 503-504 ↑
-
Milliyet 12.06.2000 ↑
-
Ethem Ruhi, Fığlalı; Çağımızda İtikadi İslam mezhepleri,İst. 1980, s. 86 ↑
-
Daniel G. Bates- Amal Rassam- a.g.e.-s.98-99-100 ↑
-
Youssef M. Choueırı- Ortadoğu Tarihi 2017- s.115 ↑
-
Mehrdad R. İzady, Bir El Kitabı Kürtler( Çeviren Cemil Atila) Doz Yayınları- İstanbul 2004, s: 252-253 ↑
-
Adam Baczko- Gılles Dorronsoro- Arthur Quesnay- Suriye Bir İç Savaşın Anatomisi- İletişim Yayınları- s: 26-27-28-29-30 ↑
-
Fatih Muslu- Analiz Dergisi- Suriye İç savaşında Esad’ ın Rolü, Konumu ve Geleceği- Haziran 2018 sayı: 236 s:8 ↑
-
Çağatay Özdemir- Suriye’ deki İç Savaşın Nedenleri: Otokratik Yönetim mi, Bölgesel ve Küresel Güçler mi? 2016 s:82 ↑
-
Çağatay Özdemir- a.g.e. 2016 s.92-93 ↑
-
Sinem Yüksel Çendek- Armağan Örki- Arap Baharı Sürecinde Libya, Suriye ve Yemen’ de Yaşanan İç Savaşlar: Karşılaştırmalı Bir Çözümleme- Elektronik Siyaset Bilimi ve Araştırmaları Dergisi- Ocak 2019- s:47 ↑
-
Şemsettin Erdoğan- Ergün Deligöz- Irak Şam İslam Devleti: Gücü ve Geleceği- Savunma Bilimleri Dergisi- Mayıs 2015 sayı 14 s:10 ↑
-
Yağmur Şen – Suriye’ de Arap Baharı s: 62-63 ↑
