İSMAİL HAKKI UZUNÇARŞILI’NIN OSMANLI DEVLETİNİN İLMİYE TEŞKİLATI DEĞERLENDİRME METNİ
Umut ER*
İSMAİL HAKKI UZUNÇARŞILI, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, 370 sayfa. ISBN 978-975-16-0043-1.
Osmanlı Devletinde İlmiye Teşkilatı, devletin yönetiminde önemli rol üstlenen birçok kurumu içerisinde barındırmıştır. Bu kurumlar devletteki adaletin, güvenin sembolü olmakla beraber sistemin doğru çalışması içinde oldukça mühimdirler. Osmanlı devletinin ayanından reayasına, payitahtından taşrasına, adaletini, gücünü götürmesi ilmiye teşkilatı sayesinde olmuş ve teşkilattaki bozulmalar aynı zamanda devletinde bozulmalarının sebepleri arasında sayılmaktadır. Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI tarafından neşredilen bu kitap, teşkilatın devletin işleyişindeki rolünü detaylarıyla gözler önüne sermektedir. Müderrislik, kadılık, padişah hocaları, kazaskerler, Osmanlılarda nakibül eşraflık, müftülük, huzur dersleri, dini ve hukuki sahada yetişen meşhur ilim adları, ilmiye mesleğinin ıslahı hakkında muhtelif tarihlerdeki emir ve fermanlar, ikinci meşrutiyetin ilanından sonraki müderrislik ve kadılık teşkilatı, ilmiye rütbeleri dereceleri, ilmiye rütbesinin mülki ve askeri rütbelere muadeleti adlı bölümler yer almaktadır.
İlk bölümde medrese yapısından bahsedilmektedir ve ilk olarak Osmanlı medreselerine değinilmektedir. .İlk Osmanlı medresesi medreselerin merkezi olan İznik’te 1330’da Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. İlk müderris ise Şerefüddin Davud-i Kayseri tayin edilmiştir. Daha sonra Bursa, Edirne, İstanbul fetihlerinden sonrada medreseler yaygınlaşmıştır.. Osmanlıda esaslı medrese olarak Fatih Sultan Mehmet zamanındaki Sahn-ı Seman medresesi gösterilmektedir. İznik, Bursa, Edirne ilk dönem en mühim medreselerdendir. Bunların arasında en birinci sınıf olarak İznik medresesi gösterilmiştir.
Fatih İstanbul’u fethinden sonra Sahn-ı Seman Medreseleri kurulmuştur. Bundan sonra İstanbul’da ve Osmanlı hudutları içerisindeki medreseler yeni teşkilatlara tabi tutulmuştur. Haşiye-i Tecrid, Miftah, Kırklı, Hariç, Dahil, Sahn-ı Seman olarak beş bölüme ayrıldı. İlk tedris hayatına giren bir öğrenci muhtasarap dersleri görüp bahsedilen dersleri alıp en son Danişmend olurdu .Kitapta belirtilen kaynaklara göre Osmanlı memleketlerinde 120 medrese ve İstanbul’da 1656 muallimhane kaydedildiğini söylemektedir. Medreselerde okutulan dersler ve muallimlerin maaşları hakkında bilgi vermek yanında öğrencilerin eğitim basamaklarını da bize aktarmaktadır.
16. Yüzyıla gelindiğinde Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye Medreseleri kurulmuş, Fatih Medreseleri’nde olmayan tıp ve matematik fakültelerinin de eklendiği Darü’l Hadis isimli medreselerin yapıldığını kitapta geçmektedir. Uzunçarşılı bunların inşasında Sultan Süleyman’ın mihrabın temel taşını koyduğundan bahseder. En yüksek müderrisliğin Darül Hadis müderrisliği olduğunu ve maaşlarını belirtilmiştir. Medreselerin hangi günler eğitim verdiğini (haftada 4 gün) medrese odalarını, yemekhanesini, öğretmen derecelerini tek tek anlatılmıştır.
Medreselerdeki dersleri görüp danişmend olan talebeler müazemet ve kazasker defterine kayıt olarak nöbet sırası gelince de Haşiye-i Tecrid medresesi müderrisliklerinden birine tayin edilirdi. İlk müderrisliklerinde 20,25 akça yevmiyeliydi. Eğer mezun olan talebe askeri sınıfa geçmek isterse kendisine 20 bin akçe ile zeametin ilk derecesi verilirdi.
Medreseler kadar medreselerin bozulmasıda önemli bir husus oalrak kitapta yer alıyor, müderrislik kanununa aykırı yapılan tek tük usülsüzlükler 16.yy sonlarına doğru müderris ve talebe kalitesizliği iyice artmıştır. Medreselerin bozulmasında matematik, kelam gibi akli ilimlerin terk edilmesi bunun yerine nakli ilimlerin tercih edilmesinin rolü büyüktür. Bunlardan başka Ulema yakınlarına ruus verilmesi, medreselerin önemli kalmayarak talebelerin ders görmeden müderris olmalarının büyük etkisi olmuştur. Hatta ilmiye sınıfının bu bozukluğu sebebiyle 3.Murat sadr-ı azam vasıtasıyla kazaskerlere bir hattı hümayun göndererek Fatih’in kanunnamesinin uygulanmasını emretmiştir.
Kadılık konusunu da derinlemesine anlatan bu kitapta başlıca kadılığın neler yaptığından bahseder. Kadılar Osmanlı devletindeki Şeri mahkemelerde şeri ve hukuki bütün meselelerin Hanefi mezhebine bağlı olarak hak ve fasl edildiğini yazar. Osmanlı devletinin kuruluşunda en büyük kadılığın İznik ve Bursa kadılığı olduğundan bahsedilir, aynı zamanda kadıların muayyen maaşları olmayıp aidatları herhangi bir dava münasebetiyle zuhurata bağlı olduğu için bunlardan maişetçe zarutte kalanlar yahut aldıklarını az görenler irtikab ve irtişaya saptandığından bahseder. Kadıların medrese tahsili görüp icazet olarak mülazemet edenlerden tayin edildiğinden bahseder ve medreseden çıkıp kazasker divanına mülazemet edenler müderris olmak istemeyip kadılık etmek isterlerse doğrudan doğruya kaza kadılarına tayin edildikleri gibi bir müddet müderrislik edip sonra kadı olmak isteyenler de müderrisliklerin derecesine göre kaza, sancak veya eyaletlerden birinin kaza kadısı olduğu söylenmekte ve öğrenmekteyiz kitapta bir örneğe yer verilip kadıaskerin kadı tayini buyruldu örneğine yer verilmiştir. Kadılığın büyük ve küçük kazalarla sancak ve eyalet olmak üzere başlıca iki sınıftan oluştuğu ve kadıların rütbelerine göre maaşlarının tespitine ayrıntılı şekilde değinilmiştir.
İlmiye Teşkilatının büyüyen bir İslam devleti olmasıyla beraber belki de suistimale en açık şeylerden birini de içerisine aldığını görüyoruz; Nakibül eşraflık. Hz. Peygamber’in torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyunda gelenlere hem hulefayi raşidin hemde sonraki Emevi ve Abbasiler ehemmiyet göstermişlerdir. Hz. Peygamberin soyundan gelenlere Şerif ve Seyyid denilerek toplumdaki statüleri farklı tutulmuştur. İslam coğrafyasına yayılan Osmanlılarda bu kişilerin haklarının korunması, eskiden görüldüğü gibi saygıda bulunulması ve görevlerin verilmesi için adının Abbasilerde de geçtiği nakibül eşraflığı oluşturmuştur. Bu kurum Seyyid ve Şeriflerin kayıtlarını tutarak, taşrada kaymakam bulundurarak, gerektiğinde cezalar vererek devletin ömrü boyunca hizmet etmiştir. Nakibül eşraflar savaşlarda da önemli roller üstlenerek Sancak-ı Şerifin yanında saf tutar ve salavatlar getirirlerdi. Özetle, Osmanlılar peygamber soyundan olan Şerif ve Seyyidlere imtiyazlar vermiş ve el üstünde tutmuşlardır. Bu sebeple suiistimallerin önü kapatılsın diye nakibül eşraflık adı verilen bir kurum oluşturulmuştur. Seyyid ve şerifler defterler kaydedilmiştir.
Diğer bölümlerde de “Müftülük veya Şeyhülislamlık” konusuna değinmiş ve bu konu 18 başlık altında toplanarak incelenmiştir. Şeyhülislam ünvanı 10.yüzyılda kullanılmıştır. Fetva veren ve şer’i meseleleri halledenlerden Ali b.Mehmed, İsmail Espicai ve Pir-i Herat’a şeyhülislam ünvanı verilmiştir. Osmanlılarda şeyhülislam ünvanının ilk ne zaman kullanıldığı bilinmemektedir fakat Fatih Sultan Mehmed’in kanunnamesinde ve daha sonraki vesikalarda müftü ve Şeyhülislam ünvanına rastlanmaktadır. Osmanlı devletinin ilk zamanlarında müftülük ve kadılık nadirdi. Hızır Bey ve Molla Hüsrev İstanbul kadılığı ve müftülüğü yapmıştır. Müftülük, Ali Cemali Efendi’den itibaren başlamış ve sonra İbn Kemal, Ahmet Şemseddin, Sadullah Sadi gibi alimlerle devam etmiştir.
Osmanlı’da kadılardan yolsuz hareket ederek haklarında şikayet olunanlardan bazıları katledilmiş ama 17.yy ortalarına kadar şeyhülislamlarda herhangi bir suç görülmemiştir ve IV Murat zamanında ilk katledilen şeyhülislam Ahi-zade Hüseyin Efendidir.
Kitap oldukça detaylı ve kaynaklara dayanan anlatımı ve yeni okuyanlar için sözlük kullanılarak öğrenilmesi gereken tanımları içerisinde barındıran bir eser. Osmanlı devletinin İlmiye sınıfının merkezden taşraya kadarki teşkilatı, yetişmeleri, görevleri, maaşları hatta uygunsuz davrananların cezaları bilgisi ve bunların örnekleri ile zenginleşmiş durumdadır. Son sayfaları yani Dizin kısmında adı geçen kişilerin, yer ve tarihlerin sayfa aralıkları verilmiş. Ekler kısmında da arşivlerden edinilmiş berat, ferman ve fetva örnekleri görsel olarak eklenmiştir. Özellikle Osmanlı Müesseleri hakkında bilgi talep edenlerin ve araştırma yapmak isteyenlerin okuyacağı temel kitaplardan biri diyebiliriz.
Umut ER
Sakarya Üniversitesi
2019
