İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hamidiye Kruvazörü’nün Akın Harekâtı ve Harekâtın Hedefleri Makalesi

PDF İndir

Uğur Esmer

İkinci Balkan Savaşı’nın deniz safhasının en önemli olaylarından birisi olan Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekâtı hem icra ediliş şekli hem de sonuçlarıyla Türk deniz harp tarihinde en önemli olaylar arasına girmiştir. Ayrıca harekât sonraki yıllarda birçok yabancı donanma tarafından icra edilmek istenmiş fakat daha gelişmiş gemilerle denense dahi Hamidiye ve süvarisi Rauf Bey (Orbay) kadar başarılı olamamışlardır. Buna örnek olarak Emden Kruvazörü Hint Okyanusu’nda batırılmış mürettebatı zorlu bir yolculuk ile İstanbul’a ulaşmıştır.[1] Harekât her ne kadar destansı bir yolculuk olsa da ve Hamidiye girdiği çarpışmalardan başarıyla çıksa da Bahriye Nezareti’nin asıl hedeflerine ulaşılamamıştır.

Bahriye Nezareti bu harekâtı tasarlarken Yunan donamasının Çanakkale Boğazı’na uyguladığı ablukanın kaldırılması, Yunan Donamasının en iyi gemisi olan Averof’un batırılması, kaybedilen adaların tekrar ele geçirilmesi hedeflenmekteydi.[2] Hamidiye Kruvazörü ablukayı yararak boğazdan çıkacak ve Yunan donanmasının peşine takılmasının ardından geri kalan Türk filosu boğazdan çıkarak asıl harekâta başlayacaktı.[3] Fakat Yunan donanması pozisyonunu korudu ve plan ilk saatlerinden itibaren işe yaramamış oldu.[4]

Buna karşın Şira[5] ve Şingin gibi stratejik noktaların başarılı şekilde basılması[6] ve bombardımana tutulması, Adriyatik Denizi’ne girerek orduya denizden cephane ve para naklini sağlaması ile askeri başarılar ve Malta limanı[7] gibi tarafsız limanlarda onarım ve ikmal için liman başkanlarının ya da valinin ikna edilmesiyle diplomatik olarak başarıdır. Ayrıca birçok savaş aldatmacası bu harekâtta ilk kez icra edilmiştir. Bu çalışmada harekâtın anlatıldığı gibi tam bir zafer mi yoksa ulaşılamayan hedeflerle bir başarısızlık olarak mı görülmesi gerektiğini incelemek amaçlanmıştır.

Bu çalışmada 4 kitap ana kaynak olarak kullanılmıştır. Bunların ilki ve en çok yararlanılanı Hamidiye Seyir Jurnalleri İle Akın Harekâtı kitabıdır. Kitap harekât sırasında saat saat yazılmış olan seyir jurnallerini içerdiğinden dolayı en güvenilir kaynaklardan biri kabul edilmektedir. Bir diğer kitap Üç Savaş Bir Gemi Barbaros Hayreddin Zırhlısı kitabıdır. Kitap Osmanlı Donanması’na uzun süre sancak gemisi olarak hizmet eden Barbaros Zırhlısını anlatmakla birlikte gemi Hamidiye Kruvazörü ile birçok harekâta ve deniz savaşına katıldığından hem donanmanın genel durumu hem de Hamidiye’nin harekâta kadarki süreçteki tarihçesine alternatif bir kaynak olarak kullanılabilmektedir. Üçüncü kitap Erol Mütercimler’in Destanlaşan Gemiler kitabıdır. Kitap diğer çalışmalarda anlatılmayan detaylardan bahsettiği için önemlidir ve bu çalışmada temel kaynaklar arasında yer almıştır. Dördüncü ana kaynak Daniel Panzac’ın Osmanlı Donanması 1572 -1923 kitabıdır. Bu kitap Osmanlı Donanması’ndaki genel durumu uzun bir süreçte incelenmesi olanağı sağladığı için ve harekâttaki birçok etkenin anlaşılmasına yardımcı olması amacından kaynak olarak seçilmiştir.

Balkan Savaşlarında Osmanlı Donanmasına Bir Bakış

Osmanlı Donanması Sultan Abdülaziz devrinde gemi sayısı olarak dünyanın en büyük üçüncü donanması olmuş fakat donanma işletme giderlerinin yüksek olması, gemi alımının belli bir planlama içerisinde yapılamamış olması nedeniyle gemilerde teknik konularda eğitimin sistematik olarak yapılamaması ve imparatorluk ekonomisinin kötüye gidişi nedeniyle gemilere yeterli bakımlar yapılamaması filoyu güçsüz kılmıştır. Sultan II. Abdülhamid tahta çıktığında Sultan Abdülaziz’den devraldığı donanma filonun ilk kurulduğu dönemdeki kondisyonundan çok uzak olup 1572 yılından beri kronikleşmiş olan eğitim sorunu devam etmekteydi. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde donanmanın yer alması kendisini donanmaya mesafeli yapmakla birlikte Osmanlı – Rus savaşlarında ordunun yetersiz kalması üzerine donanma bütçesini kısıp orduda iyileştirmeler yapılmıştır.[8] Savaş durumu dışında ana demir yeri olan Haliç’ten çok az hareket eden donanma eğitim yetersizliği ve gemilerdeki makine ve silahların bakımsızlıkları nedeniyle donanma savaşlarda etkili olamayınca yeni alımlar yapılması gerekliliği gündeme getirildi. Özellikle 1897 Osmanlı – Yunan Savaşı’nda donanmanın etkisiz kalması bunda etkili olmuştur. Fransa’da ortaya çıkan Jeune Ecole Osmanlı’nın dikkatini çekmiş ve bu ekolün etkisiyle bakım maliyeti büyük zırhlı gemiler yerine daha küçük fakat hızlı ve torpido gibi daha ölümcül bir silah taşıyan torpidobotlar ve torpido kruvazörleri ağırlıklı bir filo kurulmasına karar verilmiştir.[9] Bunlara ek olarak Hamidiye, Mecidiye, Berk-i Satvet ve Peyk-i Şevket gibi daha büyük gemiler çeşitli ülkelere sipariş edilmiştir. Sultan Abdülaziz’den pek parlak olmayan bir donanma devralan Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. Mehmet Reşat’a durumu daha vahim bir donanma devredecekti. Devralınan 15 zırhlı, 11 kruvazör, 40 torpidobot, 7 gambot, 52 vapur ve 2 denizaltıdan yalnızca 4 zırhlı, 2 kruvazör, 18 torpidobot ve 2 vapur manevraya hazır bulunuyordu.[10] Ciddi bir donanma programı yapılması gerekliliği doğmuştu. Bunun için Amiral Gamble başta olmak üzere İngiltere’den danışman subaylar getirildi. Donanma programı için ihtiyaç duyulan bütçe için 1910 yılında Donanma-i hümayun Muavenet-i Milliye Cemiyeti kuruldu. Cemiyet halktan bağışlar toplayarak donanma için gemi siparişi verecek bütçeyi oluşturacaktı.[11] Şehirlerdeki işlek noktalarda büyük kumbaralar ile bekleyen cemiyet görevlileri halktan bağışlar topluyorlardı. Bunun dışında esnafın kendi aralarında para toplayarak donanmaya hediye etmesi yelken devrinden beri görülen bir şeydir. Bu toplanan paralar ile alınan gemilere özellikle halkın yardımı ile alındıklarını hatırlatacak isimler konulmuştur. Bunlara en iyi örnekler Muavenet-i Milliye ve Yadigâr-ı Millet gemileridir.

29 Eylül 1911’de başlayan Trablusgarp Savaşı olarak bilinen Osmanlı – İtalyan Savaşı’nda İtalyan amiraller Osmanlı Donanması’nın Akdeniz’de bir çarpışmaya gireceğini bekliyordu.[12] Savaş ilanından habersiz olarak Akdeniz’de talim amacıyla yola çıkmış olan ve Beyrut’a gidecek olan Osmanlı filosu savaş ilanı haberini 1 Ekim’de ile Sakız Adası açıklarında Timsah yatının getirdiği haber ile öğrendi ve kömür, cephane ve erzak gibi eksikliklerini tamamlamak üzere Çanakkale’ye geri çekildi.[13] Çanakkale’de istediği ikmalleri yapamayan filo boğazdan çıkamadı. Bu sırada Ege’ye giren İtalyan Filosu 12 adayı işgal etti. Çanakkale Boğazı’na abluka uygulamış ve Osmanlı Filosu bu ablukayı yaramamıştır. İki filo arasında ciddi bir çatışma yaşanmadığı gibi boğaza girmek isteyen İtalyan filosuna tabyalardan ateş açılmıştır. Ateş üzerine İtalyan gemileri geri çekilmek zorunda kalmıştır.

I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Donanması Trablusgarp Savaşı’na nazaran daha fazla katkı gösterdi. Karadeniz’de Varna’ya, Marmara’da ilerleyen birliklere karşı kara bombardımanı düzenlenmişti. Ege’de Yunan Donanması’na karşı sancak gösterilemedi ve Ege’deki adalar elden çıkarak Yunanistan’a geçti. Bu dönemde öne çıkan olay İmroz Deniz Muharebesi’dir.

İmroz Deniz Muharebesi’nde Osmanlı Donanması elden çıkan adaların geri alınması ve bunun için öncelikle Çanakkale Boğazı güneyinde abluka uygulayan Yunan Donanması’nın ablukasını yarmak ve Yunan filosunun en güçlü gemisi olan Averof gemisini batırarak Yunan Donanmasına karşı üstünlük kurmaktı. 16 Aralık 1912’de üç filotilla halinde boğazdan çıkan Türk filosu sabah 09.39’da Yunan filosu ile karşılaşınca rotasını Saros Körfezi’ne doğru çevirdi ve Gökçeada açıklarında savaş gerçekleşti.[14] Türk gemileri ateşlerini Averof üzerinde topladılar ve Averof toplarından ciddi şekilde hasar aldı. Bu arada sancak gemisi Barbaros Zırhlısı üst üste isabetler alarak çıkan yangınlar nedeniyle ateşi kesmek zorunda kaldı. Filonun başına geçen Mesudiye Zırhlısı manevra kabiliyeti açısından Barbaros’a göre daha ağır olduğu için filonun düzeni bozuldu ve bu şekilde savaşın devamının güçleşmesi ve Averof’un batırılamaması üzerine Türk filosu eldeki az sayıdaki geminin kaybını önlemek adına boğaza geri çekildi. Bu savaştan sonra mevcut filonun Yunan filosuna üstünlük sağlayamayacağı anlaşılmış oldu. Hamidiye Kruvazörü bu savaşa Karadeniz’de torpido yarası aldığı için tersanede onarımda olduğundan katılamamıştır.

Rauf Orbay ve Hamidiye

Harekâtı incelemeden önce harekâtı tasarlayan ve icra eden kişi olan Rauf Orbay’ı ve harekâtın başrollerinden birisi olan Hamidiye Kruvazörü’nü incelemek harekâtın anlaşılması açısından daha doğru olacaktır.

İlk olarak gemiyi inceleyecek olursak 1900 yılında İngiliz Armstrong tersanesine sipariş edilen Hamidiye Kruvazörü’nün planlanan ilk ismi Abdülhamid’di. Daha sonra geminin ismi Hamidiye olarak değiştirildi. 3904 ton ağırlığında, 112 metre uzunluğunda 22,2 knot hız yapabilen kruvazörün kömür kapasitesi 600 tondu. 400 mürettebatı bulunan geminin 2 adet 150 milimetre çapında, 8 adet 120 milimetre çapında topu bulunmaktaydı.[15] Hamidiye Akın Harekâtı öncesinde Sisam Adası ayaklanmasının bastırılmasında ve İngiltere Kralı 5. George’un tahta çıkışında Osmanlı’yı temsilen görev aldı.

Cibalili Mehmet Muzaffer oğlu Hüseyin Rauf Bey (Orbay) 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Bahriye Birinci Ferik’i Mehmet Muzaffer Paşa’dır. 1899 yılında Teğmen olarak donanmada göreve başladı. 1904 yılına kadar çeşitli gemilerde görev aldıktan sonra Yüzbaşı oldu ve Mecidiye Kruvazörü’nü İstanbul’a getirdikten sonra danışman olarak kalan Amerikalı denizci Ransford D. Bucknam’ın yaveri ve iyi İngilizce bildiği için tercümanı olarak atandı.[16] Bu atama kariyerinin dönüm noktası olmuştur. Bucknam Paşa olarak bilinen Ransford Bucknam sivil bir denizci olmakla beraber Amerika ve Uzak Doğu sahillerinde uzun yıllar kaptanlık yapmış, Amerika’da tanınmış olan ve denizcilik dışında boksla ilgilenen biriydi. Yeni denize indirilen gemilerin deneme seyirlerinden sorumlu kıdemli kaptan olarak Cramp tersanesinde çalıştığı sırada Hamidiye’nin ikizi olarak sipariş edilen Mecidiye Kruvazörü’nün İstanbul’a getirmesi Osmanlı tarafından istenmiş daha sonra İstanbul’da kalarak donanmada görev alması istenmiştir.[17] Kendisi yanında Rauf Orbay’ı yetiştirmiştir. Sultan II. Abdülhamid’e düzenlenen bombalı suikastta yanında bulunan yaverlerinden biri Bucknam Paşa’dır ve padişahın oradan güvenli bir şekilde ayrılmasına yardımcı olmuştur. Rauf Orbay ile Almanya, İngiltere ve Amerika’ya tersanelerde inceleme ziyaretlerinde bulunmuşlar ve Amerikan başkanı Theodore Roosevelt ile tanışmışlardır.[18] Amerika seyahatinde tersaneleri gezdikleri sırada kendilerine mihmandarlık yapan Teğmen Chester Nimitz ileride Pearl Harbor baskınından sonra Amerikan Pasifik filosu komutanlığı yapacak ve Amerika’nın Nimitz sınıfı uçak gemilerine isim babası olacaktı. Rauf Orbay üzerinde denizcilik konusunda etkisi çoktur.

Rauf Orbay 31 Mart Ayaklanması sırasında Hareket Ordusu’na gönüllü olarak katılmıştır. Atatürk ve İsmet İnönü ile ilk tanışmaları burada gerçekleşmiştir. 5 Mayıs 1909 yılında Hamidiye komutanlığına atandı. Hamidiye ile ilk savaş deneyimi I. Balkan Savaşı’nda Varna Bombardımanıdır ve gemi bu bombardıman sırasında Bulgar Torpidobotu Drazki tarafından torpido ile vurulmuştur. Bu olay sonrasında Varna’nın denizden ablukası delinmiş oldu. Rauf Bey gemiyi su almasına rağmen batmadan İstanbul’a getirmeyi başardı.[19] II. Balkan Savaşı’nda kaybedilen adaları almak için Bahriye Nazırı Çürüksulu Mahmut Paşa’ya bir harekât planı sunmuş ve bu kabul edilmiştir.

Akın Harekâtı’nın Ana Hedefleri

Akın Harekâtı korsanların bağlı oldukları ülkelerin hasmı ülkelere karşı yaptıkları liman baskınları ve özellikle ticaret gemilerine karşı yürüttükleri harekattı. Korsanlık deniz haydutluğu ile karıştırılsa da bundan farkı sadece belli ülkelerin bayrağını taşıyan gemilere saldırmaları ve bu saldırılarda sivillere ve teslim olan kişilere kötü muamele yapılmaması ve sivil gemilerin mallarının yağmalayarak hasım ülkenin ticaretine ve asker nakline sekte vurmayı amaçlamaktır.

Hamidiye’nin gerçekleştirdiği akın bir korsan kruvazör harekâtı olarak adlandırılıp bu türün ilk örneğidir. Yüz yıllar önce ağızdan dolma kaval top ile denizlerde dolaşan kabasorta armalı yelkenli gemiler yerine bu işi buhar makineli, son teknoloji kuyruktan dolma toplarla donatılmış kruvazörlerle yapmaya karar vermişlerdi. Yapılacak harekâtın hedefleri şunlardı:[20]

  1. Çanakkale Boğazı’na uygulanan Yunan ablukası yarılacak.
  2. Önemli bir deniz ticareti noktası olan Şira Limanı bombardıman edilecek, rastlanan Yunan ticaret gemilerine saldırılacak.
  3. Averof Zırhlısı Hamidiye’nin üzerine çekilecek ve ablukanın tamamen kalkması sağlanarak Osmanlı filosu Ege’ye çıkışı kolaylaştırılacak. Böylece geri kalan Yunan filosu ile Türk filosunun mücadele etmesi kolaylaşacak.
  4. Averof Zırhlısı batırılarak saf dışı bırakılacak ve Ege’de deniz gücü üstünlüğü Osmanlı Donanması’na geçmesi sağlanacak.
  5. Yunan işgali altındaki adalar İzmir’den vapurlarla sevk edilecek askerler ile Osmanlı Donanması refakatinde kurtarılacak.

Akın Harekâtı’nın İlerleyişi

Harekâtın yapılması onaylandıktan sonra Bahriye Nezareti plan üzerine çalışmış ve son şeklini verdikten sonra gemiler Çanakkale Boğazı’na toplanmaya başladı. Torpidobotlar ve gambotlar Yunan filosunun konumunu ve tepkilerini gözlemlemek için sık sık boğazdan çıkarak geri giriyorlardı. Akına 13 Ocak 1913’de başlaması planlanmış fakat yoğun tipi nedeniyle Hamidiye’nin boğazdan çıkışı ertelenmiştir.[21] 14 Ocak günü öğlen Hamidiye boğaz çıkışına ilerlemiş fakat telsizden şifresiz şekilde gemide yangın çıktığını ve söndürmekte güçlük çekildiğini söyleyerek boğaza geri dönmüş ve bu sırada geminin acil yardıma ihtiyacı olan Foxtrot flamasını gönderine çekmiştir. Yunan gemileri bu mesajı telsizden duymuş ve baktıklarında gerçekten geminin alevler içerisinde kaldığını görmüşlerdi. Gerçekte Hamidiye güvertesinde zift, mazot ve talaş karışımını metal kovalar içerisinde yakarak sahte bir yangın görüntüsü oluşturmuş ve bunu telsizden sancak gemisine bildirerek Yunan gemileri tarafından saf dışı kaldığı izlenimi yaratmıştır. Saat 18.00’de karanlığın etkisiyle fark edilmeden boğazdan çıkarak harekâta başlamıştır.[22]

Akın sırasında kullanılması için birçok telsiz aldatmacası hazırlanmıştı. Bunlar İzmir yerine Marmaris denmesi, Brindisi yerine İskenderiye, İskenderiye yerine Brindisi’nin koordinatlarının verilmesi şeklindeydi. Boğazdan çıkıldıktan sonra mürettebata fes yerine Alman denizcilerin satın alınan Barbaros Hayreddin Zırhlısında bıraktıkları kepleri dağıtıldı. Uluslararası denizcilik teamüllerine göre bir savaş gemisi ateş açmadığı sürece başka bir ülkenin sancağını gönderine toka ederek ya da hiç sancak taşımadan denizlerde dolaşabilir fakat ateşe başlamadan önce bağlı olduğu ülkenin sancağını toka etmek zorundadır.

Boğazdan çıkıştan sonra ilk hedef işlek bir ticaret merkezi ve barut fabrikası ile askeri gemilerin yanaşıp onarım yapabileceği tamir atölyelerinin bulunduğu Şira Adası’ydı. 13 Ocak günü öğlen saat 12.30’da adaya yaklaşan Hamidiye limanda Yunan Makedonya Kruvazörü’nü ve İngiliz ticaret gemisi Alexandra’yı gördü. Liman başkanı şartları bildirmek için Hamidiye’ye çağrıldı fakat bu çağrı cevapsız kaldı. İngiliz gemisi tarafsız bir ülkeye bağlı olduğu için limanı terk etmesini, Makedonya’nın mürettebatının karaya çıkması ve geminin bombardıman edileceğini bildirdi. İngiliz gemisi limandan çıkana kadar Hamidiye adanın diğer tarafından bulunan barut ve cephane fabrikasını bombardıman ederek tahrip etti. Limana döndüğünde Makedonya mürettebatının top başı yapmış olduğu görüldü. Bu sırada Makedonya’nın telsiz ile yardım mesajı yollaması Hamidiye’nin telsizinin mesajı karıştırma denilen teknikle bozması üzerine başarısız oldu. Makedonya Hamidiye’nin sivil halka zarar vermek istemeyeceğini düşünerek limanda sivil yerleşimin yoğun olduğu bir bölgenin açığına demirlemişti. Bunun üzerine Hamidiye konumunu değiştirerek top mermilerinin o bölgeye düşmeyeceği şekilde konum aldı ve Makedonya’ya ateşe başladı. Atılan 22 merminin büyük çoğunluğu gemiye isabet etti ve gemi ağır hasar aldı lakin batmadı. Iskalayan mermilerden biri şehre elektrik sağlayan santrali yıkmış bir diğeri metruk binaların arasına düşmüştü. Atılan bir mermi Makedonya’nın bir bordasından girip diğer bordasından çıkmış ve sahilde infilak etmişti. Bir saat içerisinde tüm bunlar gerçekleşmiş ve Hamidiye güneye doğru uzaklaşmıştır. [23]

Bu baskın Yunanistan’da tam bir şok etkisi yarattı. Hem geminin harap olduğu sanılması hem de tüm filonun arasından sızarak ablukayı delmesi beklenen bir şey değildi. Yunan hükümeti bir mesaj göndererek filonun başında bulunan Amiral Konduriyotis’den acilen filoyla geri dönerek Ege’de güvenliği sağlamasını istedi. Amiral ise bu emri görmezden gelerek Çanakkale açıklarındaki konumunu korudu ve Osmanlı filosunun tüm planını boşa çıkardı.[24] Fakat Osmanlı filosunun bundan henüz haberi yoktu.

Hamidiye Beyrut’a rotasını çevirmişti. Yolda İngiliz ticaret gemisi River Plate ile karşılaştı. Gemiyi durdurdu ve göstermelik bir şekilde kaptanı sorguya tutuldu. Rauf Bey kaptana bir mektup vererek bunu postaya vermesini ve Atina valisine göndermesini istedi. Mektupta Hamidiye’nin Atina’nın Pire Limanı’na saldıracağı yazıyordu. Bu mektuptaki amaç Şira’da olduğu gibi Yunan filosunu Boğaz önünden ayrılmasını sağlamaktı. Kaptana Pire’ye gideceğini söyleyen Rauf Bey River Plate’in görüş menzilinden çıkana kadar Pire rotasında ilerledi. Daha sonra tekrar Beyrut rotasına döndü.[25]

Hamidiye 18 Ocak’ta Beyrut Limanı’na vardı. Burada hem Bahriye Nezareti ile iletişim kurulacak hem de kömür ikmali yapılacaktı. Geminin gözcüleri liman açığında bir savaş gemisi olduğunu bildirdiler. Gemi uzakta olduğu için milliyeti ve sınıfı ayırt edilemiyordu. Bunun üzerine geminin demirini toplayacak olan ırgat arızalı olduğu için demir alınamadı ve zincir kesilerek demir denizde bırakıldı. Rauf Bey olası bir çatışmaya liman içerisinde hazırlıksız bir şekilde yakalanmak istemiyordu. Bu yüzden Beyrut’tan İstanbul ile haberleşemeden ve yeterince kömür alamadan çıktı ve güneye dönerek Port Sait’e gitti.[26] 19 Ocak’ta Port Sait’te Mısırlı yetkililer tarafsız bir liman oldukları için Hamidiye’ye yardım etmekte pek istekli değillerdi. Geminin kömür ihtiyacının çeyreği anlamına gelen 150 ton kömür vereceklerini söylediler. Bu kömür alındıktan sonra Hamidiye Süveyş Kanalı’nı geçerek Kızıl Deniz’e açıldı ve 2 Şubat günü Cidde Limanı’na yanaştı. Burada kömür alıp İstanbul ile haberleştikten sonra kömür ikmali için hazırlıklar yapılmasını istedi. 6 Ocak’ta Cidde’den ayrılarak Tekrar Akdeniz’e çıktı.[27]

Geminin makineleri uzun süredir bakım yapılmadığı ve uzun süredir aralıksız çalıştığı için sürekli arızalanmaya başlamıştı. Hem harcaması gereken kömürün iki katını harcıyor hem de son hızının yarısı olan 12 kont hızı güçlükle ulaşıyordu. Geminin tamirinin yapılması için güvenli bir liman bulunması gerekiyordu. Bunun için Malta’nın Valetta limanına dümen tutuldu. 14 Şubat’ta Valetta’ya demirlendi.[28] Uluslararası denizcilik kuralları gereği bir savaş gemisi savaş durumunda tarafsız bir limanda en fazla 24 saat kalabilirdi. Fakat Rauf Bey liman başkanını ikna ederek bu süreyi 72 saate çıkardı. Adada bulunan gazeteciler geminin gelişinden sonra enteresan hikâyesini haber yaptılar ve bu akın harekâtı birçok ülkede duyuldu ve takip edilmeye başlandı. Bu sırada Hamidiye’nin izini kaybeden Yunan filosu geminin Yunanistan’ın burnunun dibine geldiğini gazetelerden öğreniyordu. Hamidiye’yi bulup batırması için Psara, Lonchi, Aetos ve Apsis gemileri Malta ve Adriyatik Denizi bölgesine gönderildi.

Hamidiye Malta’dan ayrıldıktan sonra Adriyatik’te Yunan gemilerini batırmak istedi fakat kötü hava şartları bunu zorlaştırıyordu. Kendisini arayan 4 Yunan gemisi ile karşılaştı fakat düşük görüş nedeniyle bu gemiler onu fark etmedi ve Hamidiye oradan uzaklaşarak Doğu Akdeniz sahillerine rotasını çevirdi. 22 Şubat’ta Gazze’ye, 23 Şubat’ta Hayfa’ya gitti. Burada halk tarafından büyük bir coşku ile karşılandı. Gemiye sandallarla hediyeler taşınıyordu. 25 Şubat’ta Marmaris’e gidildi. Burada İtalyanlar tarafından Kekova’da bir kaya üzerine çizilen İtalyan Bayrağı silinerek yerine büyük bir Türk Bayrağı çizildi. Günümüzde bayrak hala durmakta ve belirli periyodlarda yenilenmektedir.

28 Şubat’ta Antalya’ya demirlendi. Burada Bahriye Nezareti ile görüşüldü. 18 Ocak’ta gerçekleşen Mondros Deniz Savaşı’nın kaybedildiği, harekâtın planlandığı şekilde tamamlanamayacağı Hamidiye’ye bildirildi ve kendisine iki seçenek sunuldu. İlki akını sonlandırarak Çanakkale’de donanmaya tekrar katılmasıydı. Eğer bunu kabul etmezse bir görev verileceği söylendi. Görev ikmale ihtiyaç duyan Arnavutluk’taki Garp Ordusuna para ve cephane ulaştırılmasıydı. Rauf Bey bu görevi kabul etti fakat önce Hamidiye’nin elzem olan tamiratlarının yapılması gerekiyordu. Tamiratların yapılmasının ardından İskenderun açıklarındaki Arvat Adası’ndan ihtiyacı olacak kömür, 10.000 altın ve 50 ton cephane aldı. Ertesi gün Hamidiye’nin topları için gereken cephane İskenderun’dan ikmal edildi ve 7 Mart’ta Hamidiye Adriyatik Denizi’ne rotasını çevirdi.[29]

Adriyatik’te kullanılmak üzere bir İtalyan Sancağı gemiye alınmıştı. Bunun nedeni ise Hamidiye’nin ikizini taklit ederek Yunan gemilerini atlatmak istemesiydi. Osmanlı Hamidiye ve Mecidiye’yi İngiltere ve Amerika’ya sipariş ederken üçüncü bir kruvazörü İtalyan Ansaldo tersanesine sipariş etmişti. Bu geminin ismi Drama olacaktı. Gemi inşa edildi ve taksitleri ödendi fakat Trablusgarp Savaşı bahane edilerek kruvazör teslim edilmedi ve mesaj vermek amaçlı olarak ismi Libya olarak değiştirildi.[30] Yine benzer şekilde Birinci Dünya Savaşı sırasında Karadeniz’de sığlıkta batırılan Mecidiye Kruvazörünü Ruslar tekrar yüzdürerek onarmış ve mesaj verme amaçlı ismini Prut koyarak donanma hizmetine almışlardı. Gemi 1918 yılında Almanlar tarafından geri alındı ve Mecidiye ismiyle Osmanlı’ya hediye edilmişti.[31]

Hamidiye Adriyatik’te 11 Mart günü Avusturya Sefareti aracılığıyla gönderilmiş olan vapurlara yanaşarak kömür ikmali yaptı. Şimdiki rotası Arnavutluk’taki Semene Nehri’nin denizle buluştuğu noktaydı. Cephane ve para burada karaya çıkarılacaktı. 12 Mart’ta sabah bir Yunan gemisi görüldü ve süratle üzerine gidildi. Gemi Leros şilebiydi. Şilep ikaz edilerek durduruldu. Kaptan ve 20 mürettebatı filikalar ile Hamidiye’ye alındı. Geminin top ile batırılması sakıncalıydı çünkü top sesini peşindeki gemiler duyabilirlerdi. Bunun üzerine Hamidiye Leros’u 4 kez mahmuzlayarak batırdı. Leros mürettebatı gemide daha fazla tutulamayacakları için birkaç gün sonra bir adaya yanlarına kendilerini korumaları için silah, cephane ve erzak verilerek çıkarılmıştır. Daha sonra mürettebat Rauf Bey’e teşekkür mektupları yazmıştır. 1942 yılında Londra Büyükelçiliği yaptığı sırada Orbay ceketinin bir düğmesinin sallandığını fark etmiş ve diktirmek için girdiği terzi kendisini hatırlayıp hatırlamadığını sormuş. Orbay hatırlamadığını söyleyince kendisinin yıllar önce kurtardığı Leros’un kaptanı olduğunu söylemiş.[32]

Kararlaştırılan buluşma noktası olan Semene Nehri ağzına gidildi fakat kararlaştırılan işaret olan yakılan ateş görülemedi. Karada cephane ve parayı teslim alacak kimse yoktu. Bunun üzerine Hamidiye geri dönmeye karar verdi. Aynı gün saat 10.40’da Draç açıklarındayken karada bir Sırp ordugahını fark etti. Burayı süratle top ateşine aldı ve karşı tarafa büyük kayıp verdirerek yoluna devam etti. Öğlen saatlerinde ise Şingin Limanı’na taarruz etti. Limanda Sırp askerleri ile dolu 8 gemi bulunuyordu. Hamidiye’yi gördüklerinde gemiler kendilerini batmaktan kurtarmak için karaya oturtmaya çalıştılar. Hamidiye süratle atışa başladı. 8 gemiden 6’sı içerisindeki cephane ve askerler ile battı. 2 gemi karaya oturdu fakat bu gemilerden biri kazan dairesine isabet aldığı için ciddi bir patlama yaşandı ve gemide bulunanların büyük çoğunluğu bu patlama ile yaşamlarını kaybettiler. Karaya fazla yaklaşan geminin üzerine Sırp topçular ateş açtığı için bombardıman sonlandırıldı.[33] Kömür fazlasıyla azaldığı için Pola telsiz istasyonu aracılığıyla Avusturya’dan kömür alınmak istendi ama iletişim kurulamadı. Hamidiye Adriyatik’ten ayrılarak Port Sait’e gitti. 21 Ağustos’a kadar Doğu Akdeniz ve Kızıl Deniz’de devriyeler, ikmal ve tamiratla uğraşıldı. Rauf Bey geminin daha fazla devam etmeye uygun olmadığını ve harekâtı bitirmek istediğini birçok kez İstanbul’a bildirdi fakat her seferinde bu reddedildi. Sonunda bu isteği 21 Ağustos’ta kabul edildi. Gemi önce İzmir’e gitti. Burada coşkuyla karşılandı. 7 Eylül 1913 günü İstanbul’a geldi ve burada gemi ve mürettebat için ziyafetler düzenlendi ve tüm mürettebata bu seyir için basılan özel madalyalar verildi. Padişah gemiyi görmek için Ertuğrul Yatı ile gelmişti ve Ertuğrul ile Hamidiye Moda koyunda düzenlenen kayık yarışlarının izlenmesi için buraya giderek demirlediler. 8 Eylül’de kruvazör Haliç’te onarım için havuzlandı ve böylece 7 ay 24 gün süren macera sona erdi.

Harekâtın Sonuçları ve Yankıları

Harekatta planlandığı gibi adalar geri alınamadı. Böylelikle harekatın asıl hedefi başarısız oldu fakat harekatın akıncılık kısmı büyük başarı gösterdi. Yunan deniz ticareti ve Sırp askeri nakliyatları sekteye uğradı. Denizcileşmiş ülkelerde deniz naklinin sekteye uğraması ülke için büyük bir problemdir. Hem ticaret hem de ülke için gerekli ithal malların temini konusunda büyük sorunlar baş gösterir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Donanması İngiltere’ye karşı bu taktiği denizaltılar ile uygulamıştır.

Yunan Donanması üç filoya bölünmek zorunda kalmış ve 4 gemi sürekli Hamidiye’yi takiple görevlendirildiği için harekâtlarda yer alamamıştır. Cephe gerisine sızılmış olması paniğe yol açmıştır. Yunan Donanması’nın Çanakkale ve kuzeyine saldırmaya fırsat bulmasını engellemiştir. Böylece başkent denizden güvence altına alınmıştır.

Harekât Alman, İngiliz ve Amerikan donanmaları tarafından takip edilmiş, yabancı basında yer bulmuştur. 1917 yılında Rauf Bey Cemal Paşa ile Almanya seyahatindeyken bir öğle yemeğinde Alman İmparatoru Emden Kruvazörü’nün Hamidiye’yi taklit ettiğini ama başaramadığını söylemiştir. İngiliz dışişleri Bakanı Robert Anthony Eden okul yıllarında arkadaşları ile hayalinin gazetelerde okudukları Hamidiye gibi bir kruvazör ile korsanlık yapmak olduğunu söylemiştir. Amerikan Pasifik Filosu Komutanı Chester Nimitz 1944 yılında Rauf Orbay ile görüşmesinde harekâtı gazeteden ilgiyle takip ettiklerini anlatmıştır.

Bir Başarı Mı, Yoksa Bir Fiyasko Mu?

Ana hedeflere ulaşılamaması ve Averof Zırhlısının batırılamamasının aksine ilk kez deniz harbinde telsiz aldatmacalarının kullanılması, kıyafetler ve sancaklar kullanılarak aldatmacaların kullanılması, tek geminin bir donanmanın bütününü tüm teknik yetersizlik ve büyük arızalara rağmen oyalaması ve diğer ülkelere korsan kruvazör harekâtında öncü olması nedeniyle deniz tarihinde bir başarı olarak yerini almıştır.

Bibliyografya

ATMACA Gökhan, Üç Savaş Bir Gemi Barbaros Hayreddin Zırhlısı, Denizler Kitapevi, İstanbul, 2015.

ATMACA Gökhan, Türk Deniz Harp Tarihi Atlası, Seyir, Hidrografi Ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, İstanbul, 2010.

ATMACA Sezar, Amatör Denizci El Kitabı, Amatör Denizcilik Federasyonu, İstanbul, 2019.

ESMER Uğur, “Denizlerin Şövalyeleri”, Yeni Deniz Mecmuası, 2016, S.4, s.165-167.

ESMER Uğur, Lest We Forget: Rauf Orbay, https://turkishnavy.net/2017/07/16/least-we-forget-rauf-orbay/ (Erişim tarihi: 15.02.2021)

MÜTERCİMLER Erol, Destanlaşan Gemiler, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987.

KUNTSAL Ender, Bucknam Paşa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017.

PANZAC Daniel, Osmanlı Donanması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018.

ŞİMŞEK Erdoğan, Hamidiye Seyir Jurnalleri İle Akın Harekâtı, Deniz Basımevi Müdürlüğü, İstanbul, 2011.

YENER Emir (Çev.), Osmanlı Deniz Harekâtı 1911-18, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015.

  1. Erol Mütercimler, Destanlaşan Gemiler, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987, s.76.

  2. Erdoğan Şimşek, Hamidiye Seyir Jurnalleri İle Akın Harekâtı, Deniz Basımevi Müdürlüğü, İstanbul, 2011, s.50-51.

  3. A.g.e. s.51.

  4. A.g.e.. s. 60.

  5. A.g.e.. s. 55- 61.

  6. A.g.e. s. 107.

  7. A.g.e.. s. 83.

  8. Gökhan Atmaca, Üç Savaş Bir Gemi Barbaros Zırhlısı, Denizler Kitabevi, İstanbul, 2015, s.10.

  9. A.g.e. s.12.

  10. A.g.e. s.13.

  11. A.g.e. s.15.

  12. A.g.e. s.45.

  13. A.g.e. s.44-45.

  14. Gökhan Atmaca, Deniz Harp Tarihi Atlası, Seyir, Hidrografi Ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, İstanbul, 2010, s.83-84.

  15. Emir Yener Çev., Osmanlı Deniz Harekâtı 1911-18, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015, s.20.

  16. Erdoğan Şimşek, Hamidiye Seyir Jurnalleri İle Akın Harekatı, Deniz Basımevi Müdürlüğü, İstanbul, 2011, s.166-167.

  17. Ender Kuntsal, Bucknam Paşa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s.112.

  18. A.g.e. s.169.

  19. Emir Yener, A.g.e. s.24.

  20. Erdoğan Şimşek, A.g.e. s.51.

  21. A.g.e. s.54.

  22. A.g.e. s.54.

  23. A.g.e. s.56-57.

  24. Emir Yener, A.g.e. s.27.

  25. Erdoğan Şimşek A.g.e. s.68.

  26. A.g.e. s.69.

  27. A.g.e. s.82.

  28. A.g.e. s.83

  29. A.g.e. s.94.

  30. Daniel Panzac, Osmanlı Donanması 1572 – 1923, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018, s.432-433.

  31. Emir Yener, A.g.e., s.37.

  32. Uğur Esmer, “Denizlerin Şövalyeleri”, Yeni Deniz Mecmuası, İstanbul, 2016 S.4, s.165.

  33. Erdoğan Şimşek, A.g.e. s.108.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir