İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye’de 1980 Sonrası Meydana Gelen Değişimin Küreselleşme ve Post-Endüstriyel Toplumlar Açısından İncelenmesi Makalesi

.

TÜRKİYE’DE 1980 SONRASI MEYDANA GELEN DEĞİŞİMİN KÜRESELLEŞME VE POST-ENDÜSTRİYEL TOPLUMLAR AÇISINDAN İNCELENMESİ

 

ELİF AYDEMİR*


.
.

ÖZET

Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüz şartları açısından diğer Batı Medeniyetleri’nin gelişim ve ilerleme sürecine ayak uydurup; yine o Medeniyetler ile aynı çatı altında birleşip çeşitli entegrasyonlar çerçevesinde çalışmalar yürütebilmiş olmasına zemin hazırlar yetkinlikte olan kavram 1980 döneminde ülkemize ışık tutan ve ülkemizin her açıdan gelişip, olumlu yönde değişim sergilemesine büyük oranda zemin hazırlayan “küreselleşme” kavramıdır. Bu kavram ülkemize diğer Batı Medeniyetleri’nden epey sonra gelmiş olsa da ülkemizi her açıdan ileri boyuta yönlendirmeyi başarmaktadır. Bu süreç ile birlikte ülkemizde oldukça yetkin kararlar alınıp, bu kararlar çerçevesinde ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel, politik ve en genel anlamda yapısal olarak birçok anlamda gelişim kaydedilmiş bulunmaktadır. Tabii Türkiye Cumhuriyeti uluslararası gelişimler kazanırken diğer yandan ülke içerisinde var olan ve ülkenin hiçbir şekilde gelişim sergilemesine izin vermeyen çeşitli tebaalar tarafından darbe ve darbe girişimlerine maruz kalmıştır. Özellikle 1960 ve 1980 yılları arasında ülkemiz önemli askeri darbeler atlatmıştır. Bu darbelerin olumsuz yönde etkiler sergilediği gözlemlense de aslında doğru analiz edildiğinde pek de olumsuzluklar sergilediği tezine varılmamaktadır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti her zaman olumsuzluklar ışığında kendini tekrardan parlatan bir ülke konumunda yer almaktadır.1980 sonrası süreçten, günümüze gelinceye kadar var olan ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel ve politik semptomlar bize bu durumu sergiler niteliktedir. Bu çalışmada genel olarak Türkiye’nin 1980 sonrası küreselleşme ve post-endüstriyel toplum bazında ne türden değişimler ve gelişimler sergilediği, bu dönem itibari ile ne türden yapısal ve fonksiyonalist çerçevelere büründüğü ve bu çerçeveler ışığında diğer ülkeler bazında uluslararası konuma erişimi üzerine bilimsel anlamda savlar ortaya konmuştur.

Anahtar kelimeler: küreselleşme, modernleşme, darbe-darbe girişimi, post-endüstriyelleşme

ABSTRACT

Other terms of the present conditions of the Republic of Turkey and the Western Civilizations keeping abreast of the progress of the development process; The concept which is capable of unifying under the same roof with civilizations and carrying out studies within the framework of various integrations is the concept of “globalization tutan which sheds light on our country in 1980 period and prepares the ground for the development of our country in every aspect and exhibiting positive changes in a positive way. Although this concept came to our country well after the other Western civilizations, it succeeds in directing our country to every aspect. With this process, highly competent decisions have been taken in our country and within the framework of these decisions, economic, political, socio-cultural, political and structural developments in the most general sense have been achieved. Of course, the Republic of Turkey was exposed to international development that have won in other countries and in no way hand blow and coup attempts by the various subjects they do not allow the exhibit development. Especially between the years 1960 and 1980, our country has survived important military coups. Although it is observed that these coups exhibit negative effects, it is not concluded that when analyzed correctly, they show negative effects. Because the Republic of Turkey is always negative light on himself from the ground.1980 after the process in a country that shone again, economically, which has until the present day, political, socio-cultural and political symptoms are qualities to us it exhibits in this case. After 1980 general of Turkey in this study, globalization and post-industrial society that exhibits change and development from what kind of basis, structural what kind this period nominal and people pretending to functionalist frame and the frames other countries in the light of demonstrated Science without the sense arguments on access to the international position of some in .

Keywords: globalization, modernization, blow-blow initiative, post-industrialization

GİRİŞ

Liberalizm olgusunun muadili olan küreselleşme kavramı günümüz Türkiyesi’ne 1980 yılında gelmiştir. Tabii bu duruma zemin hazırlayan süreçler daha önceden başlamıştır. Küreselleşme ülkemize diğer Batı Medeniyetlerinden tam olarak 20 yıl gibi oldukça uzun bir süreçten sonra intikal etmiştir. Bu türden gelişim olgusunun ülkemize geç gelmiş olmasının ülkemizin ileri düzeyde gelişim sergilemesine en ufak anlamda dahi olumsuz yönde etkisi olmamıştır. Çünkü ülkemiz 1980 yılı itibari ile hızla bilişsel ve enformasyonel sürece ayak uydurmakta güçlük çekmeyip kendini her türden bilimsel yönteme adapte etmeyi gerçekleştirmiştir. Küreselleşme olgusu beraberinde siyasal, sosyal, yapısal olduğu gibi ekonomik yönden de çeşitli değişimler meydana getirmiş bulunmaktadır. En önemli ekonomik değişim ise emek yoğun üretimden makineleşme sürecine geçilmesi olmuştur.

Ülkemiz artık bu süreç çerçevesinde dünya üzerinde ayakta durabilen ve ürettiği ürünlerini uluslararası platform ile buluşturan global manada bir perspektife dönüşmüştür. Bu süreç artık Türkiye’yi klasik endüstri döneminden post-endüstriyel döneme getirmiş bulunmaktadır. Post-endüstriyel toplumlar genel olarak üretimini bilimsel nitelikler üzerinden ele almaktadır. Bu bağlamda artık toplumların almış oldukları eğitim düzeylerindeki artışın da önemli ölçüde payı mevcut bulunmaktadır. Tabii bu döneme gelinceye kadar 1960 Askeri Darbesi daha sonra 1971 Askeri Muhtırası gibi toplumumuz adına birçok olumsuz süreçler yaşanmıştır. Lâkin toplumumuz artık 1980 yılından itibaren küreselleşme olgusu ile gelişim ve değişim sürecine girmiş bulunmaktadır.

Toplumumuz ne zaman gelişim sürecine girdi ise bazı tebaalarca bu gelişim destekler nitelikte olmayıp, hatta anti-demokrat yollar üzerinden bu gelişimleri durdurmanın yollarını aramışlardır. Özellikle Turgut Özal’ın 24 Ocak 1980 Kararları ülkemiz için dönüm noktası nitelik arz etmektedir. Lâkin bu tebaalar bu kararların ve diğer çeşitli unsurların ülkemizin dünya çapında ileri gideceğini düşünüp yine önünde bariyer oluşturmak için 1980 Askeri Darbesi’ni gerçekleştirmiş bulunmaktadırlar.

Bu türden darbeler ve darbe girişimleri ülkemizi çeşitli olumsuzluklara sürüklese de, ülkemiz bu olumsuzluklara rağmen çeşitli perspektifler çerçevesinde daha da yetkinlik kazanarak güçlü ve parlak Türkiye olma yolunda ilerleme kaydetmiş bulunmaktadır. Geçmişten günümüze gerçekleşen darbeler ve darbe girişimleri aslında ülkemizi ekonomik, siyasi, politik, sosyo-kültürel ve en genel tanımı il yapısal olarak gelişim, bütünsellik ve değişim sürecine geçirmiş bulunmaktadır. Bu duruma zemin hazırlayan en önemli olgu ise liberalizm yani küreselleşme olgusudur. Çünkü bu olgu, ülkemiz adına çok yönlü karaların alınmasına ön ayak olmaktadır.

Küreselleşme ile birlikte para, mal, bilgi ve insanlar uluslararası boyuta ulaşmaktadır. Bu durum da ülkelerin hep beraber birlik ve bütünlük ilkesi etrafında toplanıp yepyeni oluşumlar sergilemesi adına önemli ölçüde yetkinlik kazandırmaktadır.

1.KÜRESELLEŞME

Küreselleşme kavramı toplumlarda meydana gelen ve belirli yönde anlam arz eden bir süreci teşkil etmektedir. Tam anlamı ile geçmiş, bugün ve geleceği kapsayan belirli bir dönem olmaktadır. Bu sistemde genel olarak iki önemli unsur yer almaktadır; “iletişim ve etkileşim”. Küreselleşme anlamında ele alınan bu iki kelime aslında toplumlarda yaşamakta olan bireyler açısından bakıldığında karşılıklılık ilkesini gerektirdiğini söylemek oldukça mümkün bulunmaktadır.

Burada yer alan küreselleşme kavramının kelime köküne bakmış olduğumuzda şöyle bir sonuç karşımıza çıkmış bulunmaktadır; ilk olarak “küre” kelimesine baktığımızda bizlere dünyayı çağrıştırmaktadır. Diğer kelimeyi ele alıp incelediğimizde ise görüyoruz ki “selleşme” kelimesi bizlere bireylerin karşılıklı olarak etkileşim hâlinde olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla açıkça bakmış olduğumuzda küreselleşme kavramı bizlere insanların, paranın, malların, kültürlerin ve bilginin karşılıklı olarak yapılmış olan iletişim ve etkileşim süreci ile birlikte bu sayılmış olan değerlerin uluslararası sınırların dışına çabucak çıkmasını büyük ölçüde sağlamış bulunmaktadır.

Dünya geneline bakmış olduğumuzda küreselleşmenin 15. Ve 16. yüzyıllarda başlamış olduğunu görmekteyiz. Bu yıllarda küreselleşmenin dünya genelinde ortaya çıkmış olmasındaki en büyük etkenleri şöyle sıralayabilmekteyiz;

  • Bu dönemlerde dünya genelinde artık gemicilik sektöründeki gelişimler ile birlikte uzun mesafeli ticaretler başlamış bulunmaktadır.
  • Misyonerlik faaliyetleri ile birlikte çeşitli toplumlar arasında coğrafi keşifler meydana gelmektedir.
  • Coğrafi keşifler beraberinde ülkelerden, ülkelere göç hareketlerinin başlamasına zemin hazırlamaktadır.

Böylece yukarıda bahsetmiş olduğum maddeler çerçevesinde dünya genelinde küreselleşme olgusunun başlaması ve aynı yönde ivme de kazanmış olmasını beraberinde getirmektedir. Bu olgu çerçevesinde aslında karşılıklı olarak toplumlar arasında birçok olumlu anlamdaki temel bazı yapılar meydana gelmektedir. Ve bu yapılar ile birlikte ülkeler artık karşılıklı olarak uluslararası boyutlarda ilerleme ve gelişme açısından oldukça büyük önem arz edeceklerdir. Bu olumlu yapılardan bahsedecek olduğumuzda şu maddeler üzerinden ele almak tam anlamı ile doğru olmaktadır;

  • Dünya ülkelerinin uluslararası anlamdaki küresel iletişiminin yayılması.
  • Ülkelerde yapılmakta olan çeşitli siyasi partilerin mitingleri ile o toplumlarda yaşayan halk tabakasının da kendi yaşamış oldukları toplumlar adına her yönden etkilerinin daha da artmasına zemin hazırlamaktadır.
  • Ticari anlamda küresel boyutta piyasaların oluşması.
  • Genel olarak toplumlar bazında laik, seküler ve en önemlisi tüketici kültürlerinin oluşmuş olması. Bunların meydana gelmiş olmasındaki en önemli neden ise artık ülkelerin karşılıklı yönde ele aldıkları farklı kültürlere aşina olmaya başlamış olmalarıdır.
  • Bu olgu beraberinde İngilizce dilinin de uluslararası boyut kazanıp dünya genelinde resmi dil olarak kabul edilmesine zemin hazırlamış bulunmaktadır.
  • Tabii ki ülkelerin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda “demokratikleşme” talepleri de artmış bulunmaktadır.
  • Küreselleşme ile Global Sivil Toplum Örgütleri ortaya çıkmaktadır. Bu örgütlere “Ulusaşırı(transnational) Örgüt” denmektedir. Bu örgütler sadece belirli bir ülkede kurulmuş olup kendilerine maddi ve manevi anlamda muhtaç olan ülkelere her açıdan yardım sağlamaktadırlar.

Küreselleşme kavramını genel boyutları ile incelemiş olduğumuzda ülkeler adına birçok olumlu etkilerinin olduğunu söylemek mümkün bulunmaktadır. Bunun yanı sıra çeşitli yönde olumsuz etkileri de mevcut olmaktadır. Küreselleşmenin beraberinde getirmiş olduğu en önemli sorunlardan birisi büyük anlamda para sorunudur. Bu sorun ülkelerin para birimini karşılıklı olarak “konvertibilite” edememiş olmasından kaynaklanarak para birimi açısından çeşitli farklılıkları beraberinde getirmiş bulunmaktadır. İkinci en önemli sorun ise; bir ülke, diğer ülkeden ticari olarak daha fazla oranda mal satıyorsa bu diğer ülke açısından maddi anlamda birçok sıkıntı teşkil edeceğinden bu anlamda küreselleşmenin olumsuz etkisini karşımıza çıkartmış bulunmaktadır.

Ayrıca küreselleşme olgusunu birçok farklı etken çerçevesinde incelemek de oldukça önem arz etmektedir. Özellikle küreselleşme ile empoze niteliğinde olan beş önemli etken mevcut bulunmaktadır. Bu etkenleri inceleyecek olduğumuzda ilk olarak;

1.1.Ekonomik Küreselleşme Etkeni

C:\Users\HP\Desktop\küreselleşme.png

Kaynak: Eğilmez,M.,Kendime Yazılar, Elektronik Kaynak: (http://www.mahfiegilmez.com/2015/06/turkiye-ekonomisi-ne-durumda-interaktif.html)

Geçmişe ve şimdiki zaman dinamiklerine baktığımızda görmekteyiz ki, dünya çapında var olan ticari anlamdaki büyüme, gelişme ve değişimler küreselleşmenin en çok etki edip yönlendirmiş olduğu faktörleri oluşturmaktadır. Küreselleşme süreci ülkemizde diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha geç girmiş olmasına karşın ülkemiz adına oluşturduğu etki alanı oldukça büyük bir potansiyeli oluşturmaktadır. Ülkemiz, 1980 sonrasında çeşitli darbeler ile birlikte yapısal olarak birçok değişim ve gelişim sürecine girmiş bulunmaktadır. Darbeler geniş perspektiflerde yorumlandığında evet ülkeler adına birçok kaybı oluşturmaktadırlar lâkin 1980 Askeri Darbesi olarak adlandırılan darbe ülkemiz adına aslında birçok değişim ve gelişimin başlangıcını teşkil etmiş bulunmaktadır. Özellikle 24 Ocak 1980 Kararları’nın ülkemiz adına siyasal, ekonomik, sosyal ve hatta kültürel bağlamda çok yönlü bağlamlarda etki oluşturduğu aşikârdır.

Yukarıdaki tabloda ise 1980’lerde yaşanan siyasi olayların 2000’li yıllara ekonomik açıdan yansımalarını inceleyecek olduğumuzda ilk olarak enflasyon oranları görülmekte olup 2000-2001 yılları arasında sürekli olarak artış yönünde seyredip daha sonra ise sürekli olarak bir düşüş sergilemektedir. Günümüzde ise enflasyon oranlarının 2020 yılı itibari ile çift haneli rakamlardan, tek haneli rakamlara ineceği yönünde çeşitli tezler öne sürülmektedir.

Diğer önemli değişkenlerden biri olan büyüme değişkeni ise 2000 yılından 2001 yılına gelene kadar artarak azalan bir eğilim sergilemektedir. 2001 yılı sonrasında ise ciddi yönde bir yükseliş eğilimi söz konusu olmaktadır. Sadece 2001 ve 2009 yıllarında görülen büyüme oranları 0’ın altında seyretmekte olup, diğer dönemlerde ortalama %7 civarlarında görülmektedir. Son olarak önemli değişkenlerden işsizlik değişkenine bakmış olduğumuzda Türkiye’de işsizliğin en fazla görüldüğü dönemlerin 2001 ve 2009 yıllarında gerçekleşen ekonomik krizlerden sonra artmış olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak; dünya üzerinde gerçekleşmekte olan çeşitli faktörler üzerindeki küresel krizlere bakacak olduğumuzda ülke ekonomimizin oldukça iyi bir durum sergilediği mevcut olarak görülmektedir. Lakin bu durum ülkemizi orta gelir tuzağından kurtarmaya olanak sağlamayacak olup bu tuzağın teğet geçmediği sürece de tam bir küresel büyümenin gerçekleşmesi pek de mümkün görülmemektedir. Bu bağlamda ülkemizin küresel ekonomiye ayak uydurması açısından her bir ekonomik faktörün orantısal çerçevede ve eksiksiz bir biçimde uygulanması gerekmektedir.

1.2.Siyasi Küreselleşme Etkeni

Siyaset anlamındaki küreselleşme, genel boyutu ile siyasi güç, egemenlik, otorite ve yönetim biçimlerindeki yapısal anlamdaki dönüşümü vurgulamaktadır. Tüm dünya üzerinde görülen ve çok yoğun anlamda her ülkeye nüfuz eden “küresel siyaset” anlayışı gün geçtikçe ilerlemekte ve birçok küreselleşme alanına da etkide bulunmaktadır. Küreselleşme kavramı birçok aktörü içerisinde barındırdığı için siyasi küreselleşme de diğer küreselleşme etkenleri gibi çok yönlü çerçevede ele alınmış bulunmaktadır.

Bir başka deyişle, “küresel siyaset”, küreselleşmenin dört temel aktörü olan ulus devlet, devletler üstü kurumlar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının karşılıklı etkileşimleri sonucunda şekillenmektedir.(Korkmaz,E.,Siyasette Küreselleşme blog yazı2013). Bu dört aktör arasından “ulus devlet”, anlayışı temel olarak yetkinlik kazanmış olup birçok etkin faaliyetleri düzenleme yetkisine de sahip bulunmaktadır.

1.3.Sosyo-Kültürel Küreselleşme Etkeni

Küreselleşmenin en önemli etkenlerinden birisi de sosyo-kültürel anlamda var olan küreselleşmedir. Bu süreçte hem ekonomik yapılanmaya, hem evrensel değerlere hem de teknolojik değişimlere adapte olamayan çeşitli toplumlar gün geçtikçe kendi beliklerini oluşturan kültürel değerlerini yitirmekte ve bazıları tarafından tek bir kültüre mahkum edilmeye zorlanmaktadırlar. Özellikle kendi içerisinde oldukça farklı kültürleri barındıran ve bu kültürel farklılıkların oldukça yoğun olmasından dolayı da adapte olamayan toplumlar açısından küreselleşme bazı durumlarda bölünme veyahut yok olma gibi anlamlara da gelebilmektedir.

Bunun en büyük örneğini Yugoslavya’da görmekteyiz. Ulusal devleti aşan ve onu küçük parçalar halinde algılayan bir yapı.(TASAM, Küreselleşmenin Boyutları Ve Etkileri,2006).

Aslında kültür, toplumların içsel benliklerinin oluşumunu en derin anlamda sergilemektedir. Kültür olgusu, toplumları ayakta tutan temel yapıtaşını oluşturmaktadır. Bu bağlamda kültürel küreselleşme aslında “modernleşme” olgusu ile birlikte toplumlara farklı kültürel değerleri empoze edip her bir toplumun diğer toplumlara ayak uydurup onlar gibi davranışlar sergilemelerini gerektirmektedir. Bu durum ise bazı toplumların kendi içinde bulundukları kültürel değerlerini ve en önemlisi de benliklerini kaybetmelerini öne sürmüş bulunmaktadır.

1.4.Coğrafi Küreselleşme Etkeni

Küreselleşme olgusu ile birlikte teknolojide, ekonomide, siyasette, politikada, iletişimde ve ulaşımda çeşitli gelişmeler yaşanmıştır. Bu türden meydana gelen değişim ve gelişimler toplumlarda yaşayan bireyler açısından olumlu durumları göstermiş bulunsa da o ülke adına coğrafi olarak çeşitli dengesizlikleri beraberinde getirmiştir. En bilindik örnek olarak; gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelerden çeşitli hammaddeleri alıp ve yine o ülkelerin doğal kaynaklarından yararlanarak birçok zararlı atıklarını ise bu az gelişmiş ülkelere atmaktadırlar. Dolayısı ile küreselleşme olgusu ile çok gelişmiş ülkeler daha fazla maddi yeterliliğe sahip olup, diğer az gelişmiş ülkelere hegemonik manada birçok etki göstermektedirler. Bu etkilerin çoğu maddi anlamda olarak algılanmış bulunsa da aslın en önemlisi o ülkeye uygulamış oldukları ekolojik yapılarını bozmalarından kaynaklanmaktadır. Küreselleşme aslında kısmen d olsa dünya üzerinde var olan ülkelerin ekolojik dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Modern küresel ekonominin getirdiği ekolojik kaygılarla alınan önlemler de kendi politikalarının bir ürünü olmaktan öteye geçememiştir.(TASAM, Küreselleşmenin Boyutları Ve Etkileri, 2006).

1.5.Teknolojik Küreselleşme Etkeni

Teknolojik küreselleşme denilen kavram aslında şimdiye değin aktarılmış olan etkenleri bütünü ile kapsayan ve o etkenleri daha da ileri boyuta aktaran küreselleşme üstü denilebilecek kavramı teşkil etmektedir. En önemli etki alanı olan ekonomik küreselleşmeden bahsedecek olduğumuzda görülmektedir ki; ekonomik alanda yapılan teknolojik anlamdaki küreselleşme ile birlikte özellikle 1980 yılları itibari ile makineleşme ve sanayileşmeyi de beraberinde getrmiş bulunmaktadır. Bu durum da doğal olarak daha fazla ürün çıktısı, daha fazla kar, daha az maliyet gibi olumlu durumları teşkil ederken diğer yandan ise “işsizlik” gibi bir olgu ortaya çıkartmaktadır. Gelişmiş ülkelerin kendi üretmiş olduğu ürünlerini uluslararası olarak pazarlama şansına sahip olmalarındaki en büyük etken de teknoloji küreselleşme etkenidir. Diğer etkenler açısından ele aldığımızda küreselleşme boyutunda var olan en önemli yere ve ülkeler adına en verimli geçerliliğe ayrıca nitelikli donanıma sahip olan etken teknolojik küreselleşme etkenidir.

2.Post-Endüstriyel Toplumlar

Sosyal bilimciler en genel anlamda toplumları incelediklerinde, toplumların değişimi açısından kilit önem taşıyan dönemi 1960’lı yıllar olarak açıklamaktadırlar. İkinci Dünya Savaş’ı ile birlikte var olan yeni toplum şeklinin daha önce bilinmekte olan “endüstri toplumu” ndan daha öte farklılıklar beslediği kanaatine varmışlardır. Ayrıca endüstri toplumunun İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından sıkça kullanılmış olduğu gözlemlenmiştir. Endüstri toplumunun tanımı ise şu şekilde yapılmaktadır; üretimin genel anlamı ile makineleştiği ve çok büyük fabrikalarda gerçekleştiği, işgücünün epey bir kısmının endüstriyel çalışma tarzına yöneldiği, en önemlisi burada çalışan nüfusun bilgi toplumunu oluşturduğu, eğitimli ve donanımlı bireylerden oluştuğu gözlemlenmektedir ayrıca endüstriyel anlamdaki çalışmaların büyük bir kısmı da büyükşehirlerde hayat bulmaktadır. Bu dönem tam olarak ekonomik, sosyal ve teknolojik süreçlerde yaşanan değişim ve en önemlisi gelişimlerin klasik endüstri toplumundan hızla uzaklaşarak post endüstri toplumuna dönüşümünün başlangıcını sergilemiş bulunmaktadır. Üretim anlamındaki temel değişimler klasik diye tabir edilen yani “kol gücü” kullanımının azaltılıp yerini daha yüksek vasıf sahibi ve daha bilgili kitlelere yönlendirmekte olan süreci barındırmaktadır. Bu doğrultular ışığında iş gücüne(emek) yüklenen birçok değer etkisini kaybederek daha çok bilimsel nitelikteki makinalar ile üretim sürecine gidilmiştir.

Post-endüstrideki değişim ve gelişim manasında sosyal bilimler literatüründe vara olan en değerli eserlerden biri ise Daniel Bell’in 1973 yılında yazmış olduğu “Post-Endüstriyel Toplumun Gelişi” adlı kitabıdır. Daniel Bell post-endüstriyel toplumların araştırılmasında sosyal bilimcilerin en çok başvurdukları kaynak durumunu önemli bir şekilde teşkil etmiş bulunmaktadır. Genellikle post-endüstriyel okulun entelektüel lideri olarak kabul edilmektedir.( Kumar, s. 196.) Dolayısıyla bu makalede de post-endüstri toplumlarından bahsedeceğimiz için Bell’in çalışmaları bilimsel açıdan bizlere ışık tutacak nitelikler sergilemektedir.

Bell, post-endüstriyel toplumların analitik perspektifler çerçevesinde üç ana bölüme ayrılabileceğini vurgulamaktadır. Bu üç önemli unsuru şu şekilde sıralamaktadır; sosyal yapı, politika ve kültür.

Genel olarak sosyal yapı maddi olanakları(ekonomik), teknolojik gelişimleri ve çeşitli meslek gruplarının sistematik işleyişine dem vurmaktadır. Politikada ise devletler ve toplumlar üzerinde yetkinlik sahibi olan otorite sahiplerinin bazı gruplarca çıkan çatışmaları uzlaştırmak gibi birtakım görevi bulunmaktadır. Bu otorite de genel olarak toplumlarda en geniş yetkiye sahip olan hükümet olmaktadır. Kültür kavramı ise toplumların temel yapısındaki benliğini, geçmişten gelen değerlerini simgeleyen en önemli ve değerli kavramı oluşturmaktadır.

Bu bağlamlar çerçevesinde ele alıp incelediğimiz post-endüstriyel anlamdaki toplum kavramı ilk olarak toplumlarda var olan sosyal yapıdaki gelişim ve değişimler ile ekonomik anlamda nasıl bir dönüşüm evresine uğradığı ve bu toplumlarda yaşayan bireylerin de mesleki deneyimlerinin ve tecrübelerinin de değişimini ayrıca teoriler ve deneyler ile bilim ve teknoloji arasında var olan yeni ve çeşitli ilişkilerle de ilgilenmektedir. Post-endüstriyel manadaki toplumların en temel ve en yetkin anlamdaki üretim açısından bilime dayanan ve bu çerçevede birçok bilimsel tekniklerle yeni yeni üretimler meydana getiren bir süreci ve bu süreç etrafında oluşan toplumları sergilemektedir. Yalnız bu toplumlarda insanlar gün geçtikçe klasik endüstri toplumundan uzaklaşıp ileri endüstri toplumuna geçmiş bulunmalarından dolayı kendilerini çok fazla bilime ve bilimin ışığındaki gelişim ve değişimlere odaklamış olmalarından dolayı bu toplumlarda gün geçtikçe dini yönelimler zayıflamaktadır. Yani bireyler bilimsel nitelikteki gelişimlerini tamamladıkça ahlaki kültür eğilimleri ile birçok anlamda çatışmalar sergilemekte olmuşlardır. Böylece de bireyler kendi gelişimlerinin artışı adına çabaladıkça, şimdiye değin kendi toplumlarında var olan ve o ahlak kuralları çerçevesinde yaşamını sürdüren toplumlardan çok, ahlak kurallarına karşı gelen ve gelenek-göreneklerine de karşıt bir durum sergileyen toplumlara dönüşmektedirler.

Bell, dünya üzerindeki toplumları ana hatları doğrultusunda üçe ayırmaktadır: Pre-endüstriyel, endüstriyel ve post-endüstriyel olarak sınıflandırmaktadır. Ona göre “Pre-endüstriyel toplumların tasarımı ‘doğaya karşı bir oyundur: kaynakları yeraltından maden çıkarmaya dayanmaktadır ve bu azalan geri dönüşümler ve düşük verimliliğe konu olmaktadır. Endüstriyel toplumların tasarımı ‘üretilmiş doğaya karşı bir oyundur: insan – makine ilişkileri ve doğal çevreyi teknik çevreye dönüştürmek için enerjinin harcanması üzerine kuruludur. Post-endüstriyel toplumların tasarımı ise makine teknolojisinin yanında bilgiye dayanan entellektüel teknolojinin olduğu kişiler arası bir oyundur.”( Bell, s. 116.)

Bell, post-endüstriyel toplumun çok büyük anlamda bir genelleme olduğuna vurgu yapmıştır. Ve bu toplumları çeşitli unsurlardan ele alıp analiz etmenin daha güzel bir şekilde anlaşılmasına olanak sağlamasına vurgu yapmaktadır. Ona göre post-endüstriyel toplumların unsurları;

  • Ekonomik Sektör: Sanayi sektöründen hizmet sektörüne geçiş yapan ekonomiyi oluşturmaktadır.
  • Mesleki Dağılım: Bilimsel açıdan üstünlük gösteren işgücünü sergilemektedir.
  • Eksenel Prensip: Teorik bilginin inovasyon kaynağı olarak ve toplum için

politika formülasyonu olarak merkezde bulunmasıdır.(SAPMAZ,Ç. Post-Endüstriyel Dönüşüm Sürecinin Çalışma Etiğine Etkileri,yüksek lisans tezi)

  • Geleceğe Uyum: Teknolojik sürece yatırımlara yönelmek.
  • Karar Verme: İleri anlamda yeni teknolojilerin yaratılması.

Ayrıca önemli olarak, post-endüstriyel toplumlarda sektörel bazlı olarak “hizmet sektörü”nün çok büyük anlamda payı bulunmaktadır. Hizmet sektörünün diğer sektörlerden heterojenlik açıdan daha yetkin olduğu varsayımı çerçevesinde bu kanaate ulaşılmaktadır. Çünkü hizmetler sektörü aslında bütüncül olarak toplumlarda işveren ve çalışan açısından oldukça fazla çeşitliliğe ve öneme sahip olan sektörü oluşturmaktadır.

Post-endüstriyel toplumların temel özelliklerini incelediğimizde ise dört adet unsur karşımıza çıkmaktadır;

  • Hizmetler sektöründeki istihdam oranının gün geçtikçe artış göstermesi
  • Toplumlar üzerindeki mesleki yapıların değişimler sergilemesi
  • Yeni ve çeşitli sınıfların ortaya çıkışı
  • Bilginin öneminin ve değerinin sürekli olarak artması.

2.1.Post-Endüstriyel Çağda İş Gücüne(Emek) Getirilen Yeni Değerler

Post-endüstriyel çağ dediğimiz yani endüstri sonrası gerçekleşen ileri endüstri toplumlarından meydana gelen toplumlarda meydana gelen yeni teknolojiler; teknolojinin geçirmiş olduğu evrimsel sürecin şu anda ulaştığı son noktayı oluşturmaktadır. Örneğin, buharlı makinenin icat edilmesi ile birlikte çalışma hayatında teknolojik açıdan birçok yenilik ve değişim gelmiştir. Bu durum da günümüz toplumlarında iş gücünün çalışma şeklinin, çalışma koşullarının ve hatta ortamının da değiştiğini artık sadece kol gücünün yanında çeşitli ve yeni iş gücü türlerinin de ortaya çıktığını görmekteyiz.

Emek sosyolojisi bağlamında var olan çalışma şekillerinin son otuz yılda çok yönlü olarak değişim sergilediği görülmektedir. Tabii bu tür değişim ve gelişimlere zemin hazırlayan olgu sadece ve sadece post-endüstriyel dönem olmamaktadır. Asıl bu duruma zemin hazırlayan unsur küreselleşme unsuru olmaktadır. Küreselleşme ile birlikte zaten bilgi, üretim, para ve insanlar uluslararası boyut kazanıp, bu çerçevede gelişim göstermiştir.

Üretimde ilk olarak, mal üretiminden hizmet üretimine yönelim gerçekleşmiştir. Daha sonra küreselleşme ile birlikte çokuluslu şirketlerin ekonomik yaşama katılması, dünya üzerinde var olan ekonomik ve politik çözülmeler, bilgi teknolojilerinin gelişimi ve değişimi ve bilime duyulan önemin artış gösterilmesi ile birlikte 2000’li yıllardan beri daha yeni ve dinamik süreçleri içerisinde barındıran toplumsal perspektifler ile yeni oluşumlar sağlanmıştır.

Bu çerçevede dünya üzerinde İkinci Dünya Savaşı ile başlayan post-endüstriyel süreç Türkiye’de 1980 yılı sonrasında önemli ölçüde yetkinlik kazanmıştır. Ve artık bu dönemde var olan toplumlar için “bilim topluluğu” tabiri kullanılmaktadır. Çünkü artık bu yüzyıllarda yaşayan bireyler kendilerini bilimsel açıdan oldukça büyük oranda geliştirip ülkelerde var olan istihdamı en etkin biçimde oluşturmaktadırlar.

3.Küreselleşme Ve Post-Endüstriyel Toplum Bazında 1980 Sonrası Türkiye

Türkiye’de 1980 yılı sonrası toplumlar üzerindeki iyi ya da kötü yönlü olarak değişimleri açıklamadan önce bu sürece zemin hazırlayan unsurları açıklamak gerekmektedir. Bu dönemde toplumumuzda meydana gelen birçok yapısal ve ideolojik değişim sürecine zemin hazırlayan en önemli faktör “12 Eylül 1980 Askeri Darbesi” olmaktadır. Bu dönem kuşkusuz Türkiye siyasal ve politik yaşamının en önemli dönemeçlerinden bir tanesini tam anlamı ile oluşturmaktadır. Bu tarihten önce ve sonra gerçekleşen tüm olay veyahut olgular Türkiye’nin siyasal yaşamında çeşitli kırılmaları da beraberinde getirmiş bulunmaktadır. 12 Eylül 1980 yılında başlayan sürecin günümüz Türkiyesi’nde dahi sosyal, siyasi, politik ve iktisadi manada yansımalarını görmekteyiz. Şöyle ki bu tarih halen bireylerin zihinlerinde var olan; üzerine türkülerin, marşların söylendiği, çeşitli tiyatro, film ve dizilere konu olan ayrıca üniversitelerde dahi kitaplarda çok fonksiyonlu olarak konularının işlendiği önemli bir tarihi teşkil etmektedir. Bu dönem Türkiye’nin özellikle siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamında önemli bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin kısa tarihini incelediğimizde 1960 yılından itibaren ülkemizde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin doğrudan ülke yönetimi ele almaya çalıştığı ve bazı dönemlerde de bu konuda başarılı olduğu ve bu yoldan siyasi yaşama dahil olduğu dönemlerin var olduğu görülmektedir.

1960 yılından 1980 yılına kadar açıkçası sadece 20 yıl gibi bir süreçte ülkemiz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli müdahaleleri ile karşı karşıya gelmiştir. Bu askeri müdahaleler ilk olarak 27 Mayıs 1960 daha sonra da 12 Eylül 1980 yıllarında gerçekleşen ve ülkemiz ile toplumumuza anti-demokratik yollar üzerinden el koyulup, çeşitli anlamdaki yönetimleri sağlayıp ülke adına birçok olumsuz hamleleri içeren darbe dönemlerini oluşturmaktadır.

Yalnız 1980 Askeri Darbesi’nin ülkemiz adına çok yönlü olarak olumsuzluklar yaşatmasına rağmen bu tarihten itibaren yaşanan çeşitli siyasi, ekonomik ve yapısal manadaki dönüşümler çerçevesinde aslında bu darbenin ülkemizi olumlu sonuçlara yönlendirdiğini de söylemek mümkün görülmektedir. Bu dönem itibari ile ülkemiz “küreselleşme” olgusu ile tanışmıştır. Bu olgu paranın, insanların, malların ve en önemlisi bilginin uluslararası sınırlara ulaşması konusunda birçok perspektifte etkin olup, ülkemizin global anlamda çeşitli stratejiler kazanmasına zemin hazırlamış bulunmaktadır.

Tabii 1980 sonrası Türkiye’de Turgut Özal ile birlikte alınan bazı önemli kararlar ışığında da ülkemiz adına alınan bu kararlar ile birlikte birçok olumlu nitelikli yapılar arz edilmiş bulunmaktadır. Alınan bu kararlar aslında 1980 sonrası Türkiyesi’nin yapısal gelişimini destekler nitelik barınmaktadır.

3.1.24 Ocak 1980 Kararları

  • Dışa kapalı bir ekonominin yerine küreselleşme olgusu ile de birlikte dışa açık yani dünya sermayesi ile bütüncül olarak işleyen ekonomi tarzının benimsenmesi amaçlanmakta idi.
  • İthal ikameci devlet politikalarından, ihracata teşvik devlet politikalarına geçiş planlanmaktadır.
  • Kamunun yani Devlet elinin ekonomi içindeki payı azaltılarak, özel sektör yatırımlarının daha fazla yapılması en önemli amaçlarını oluşturmaktadır.
  • Faiz hadlerinin artık devlet tarafınca belirlenmeyip, piyasa düzeni tarafından belirlenip enflasyon üzerinde faizin hayata geçirilmesi yani daha çok reel faizin oluşması adına imkan sağlanması amaçlanmıştır.
  • Kamu sektörünün fiyat denetimlerinde mümkün olduğunca taraf olmaması ve böylece de fiyatlar genel düzeyinin piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmesi hedeflenmektedir.(ÖZTÜRK,F.,Türkiye Ekonomisinin Kırılma Noktası:24 Ocak İstikrar Kararları.)

Ülkemiz 1980 yılı ile birlikte dünya üzerinde 1960’larda gerçekleşene bizde ise dünya ülkelerine göre 20 yıl daha geç gerçekleşen “küreselleşme” kavramı ile tanışmaya başlamıştır. Böylece de birçok açıdan dünya ülkeleri ile birlikte hareket ederek ülke refahını arttırmaya yönelik çeşitli kararlara gidilmiştir. Yapılan bu kararlardan en önemlisi ise yukarıda da bahsedilen 24 Ocak 1980 Kararları olmaktadır. Bu kararlar ülkemizin siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ve politik açıdan gelişimine ve ilerlemesine ışık tutan yetkinlik sergilemektedir. Lakin günümüzde de geçmişte de görüldüğü üzere ülkemiz ne zaman gelişimini destekleyecek kararlar alıp, önündeki bariyerleri düzlüğe çıkartıp ilerlediği zaman kendi menfaatlerini düşünen bazı tebaalarca desteklenmeyip ve hatta kendi ülkelerini çeşitli yönlerden zarara uğratacak hamleler göz önüne sürmektedirler.

İşte bahsedilen bu duruma en önemli örnek 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’dir. Bu darbe de ülke adına alınan olumlu kararların ve bu kararların da uygulama üzerinde ülkeyi her kapsamda ayakta tutacak nitelikler sergiler nitelikte olması dolayısı ile bazı tebaalarca desteklenmeyip yönetime çeşitli darbeler ile el konulmuştur. Aynı şekilde günümüzde de bu durum söz konusu olmaktadır. Şöyle ki; 1980 yılından itibaren ekonomik, siyasi ve yapısal olarak birçok açıdan ülkemiz gelişim stratejileri izlemiştir. Ve bu stratejik faktörler doğrultusunda post-endüstriyel toplumlar ışığında, emek yoğun üretimden makineleşmeye doğru yönelim gerçekleşmiştir. Bu durum neticesinde ise üretim hızlanmış ve uluslararası anlamda müthiş bir ivme kazanmıştır. Artık Türkiye eski Türkiye olmaktan çıkmış IMF’ den borç alan değil de IMF’ye borç verecek düzeye erişen bir Türkiye haline gelmiştir. Ayrıca sosyal bir devlet olması ile birlikte de dünya üzerinde sosyal yardımlarını en üst düzeyde gerçekleştiren ülke konumuna erişmiştir.

Ülkemizde bu türden gelişmelerin yaşanması geçmişte gördüğümüz gibi bir tabloyu günümüz Türkiye’sinde de karşımıza çıkartmıştır. Ülkesinin gelişip dünya ile entegrasyon sağlamasını istemeyen kesim yine yönetime el koymak adına 15 Temmuz 2016 yılında darbe girişiminde bulunmuştur. Buna karşın halk 1960 ve 1980 yıllarında gerçekleşen darbelere direniş gösterememesine karşın artık ülke adına bu türden ayırıcı kesimin darbe girişimlerine “dur” demeyi kendilerine borç bilip, darbe girişimcilerinin önünde durması ile bu darbenin oluşumunu engellemiş bulunmuştur.

Ülkemizin geçmişte de günümüzde de alınan olumlu kararların ve bu kararların yürürlüğe girip ülkemizi diğer Avrupa ve Dünya ülkeleri karşısında üst sıralara taşıyacak girişimlerde bulunmasının her zaman ülkede yaşayan belirli bir kesimi rahatsız ettiği görülmektedir. Ve o kesim sürekli olarak ülkede gerçekleşen ekonomik büyümenin, siyasi uzlaşmanın, çeşitli yapısal reformları ve milli birlik ve beraberlik olgusunun yok olması adına birtakım davranış ve tutumlar sergilemektedirler. Lakin artık halk da bu kesimde var olan bireylerin amaçlarını en doğru şekilde gözlemleyip idrak ettikten sonra onların ülkemiz adına anti-yarar sağlayacak girişimlerine karşı çıkıp her daim ülkesinin ve devletinin yanında durmaktadır.

SONUÇ

Ülkemiz geçmiş dönemlerde yaşamış olduğu çeşitli dönemsel yoksunluklar çerçevesinde gelişim ve değişim olgusunun gerçekleşmesi adına olan birçok faktör ile mümkün olduğunca geç tanışmıştır. Dönemsel yoksunluk denilen tabir ise; ülkemizde özellikle 1960 yılı itibariyle başlayıp günümüze kadar gelen çeşitli darbe ve darbe girişimlerinin teşkil etmektedir. Bu türden girişimler ülke adına birçok olumsuz faktörü etkin kılmış olsa da aslında ülkenin gelişim seyrini olumlu ölçüde yaşayıp, gerçekleştirmesine olanak sağlamaktadır.

1960 ve 1980 arasında var olan yirmi yıllık süreç içerisinde ülkemiz siyasi, ekonomik, politik ve sosyo-kültürel alanlarda yetkinliğini ve önemini yitirme süreci yaşamıştır. Lakin artık 1980 yılı itibariyle artık bu süreci etkin kıldırmaya yönelik birtakım kararlar alınmaya başlanmıştır. Bu kararlar ve ülkemize empoze olan çeşitli kavramlar ile birlikte Türkiye artık eski Türkiye olmaktan çıkmıştır. Özellikle “küreselleşme” olgusu ile tanışıp ve bu olguyu kendi içerisinde etkin bir faktör olarak benimseyip her açıdan ülkemizin gelişim seyrini değiştirecek nitelikler sergilemesine ön ayak olan bir faktör olarak görmüştür. Bu çerçevede de küreselleşme ile birlikte ülke her açıdan artık uluslararası kazanımlar sergilemiş bulunmaktadır. Küreselleşme olgusu ile birlikte paranın, insanların, malların, bilginin ve hatta kültürlerin de uluslararası boyutlar sergilediği görülmektedir.

Bu hususlar doğrultusunda küreselleşmenin en etkin biçimde kendisini yansıttığı sektör ekonomik anlamdaki sektör olmuştur. Bu olgu ile birlikte artık “emek yoğun üretimden, makine yoğun üretime” geçiş yaşanmıştır. Böylece bu kavram, ülke ekonomisinin hem üretici kesimine hem de tüketici kesimine oldukça farklı yetkinlikte değişim ve gelişim kazandırmıştır. Bizim ülkemiz için de, diğer Avrupa ve Amerika ülkeleri için de gelişimin seyrini değiştirecek ana unsurdaki sektör ekonomik sektördür. Çünkü, bir ülkenin her açıdan iyi yönde dönüşüm sürecini teşkil etmesi işte bu unsur etrafında gelişir nitelikte var olan değişimine bağlı olmaktadır. Ekonomik etkenler de 1980 yılı itibariyle çeşitli yönde değişimler sergilemektedir. En önemli değişim ise klasik endüstriyel toplumdan post-endüstriyel topluma geçiş sürecinde meydana gelmektedir. Klasik endüstriyel toplumlarda üretim genel olarak tarıma dayanmakta idi. Daha sonra küreselleşme ile birlikte post-endüstriyel toplum sürecine geçildiğinde ise üretim artık sadece tarıma değil hizmet anlamında var olan tüm reel sektörlere de geçmiş bulunmaktadır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti artık eski üretim tarzını bırakıp bütün üretimini uluslararası boyuta empoze etmiş ve 1980 sonrasından günümüze kadar olan süre zarfında dünya çapında imrenilen ülke pozisyonuna nail olmuştur.

KAYNAKÇA

Boratav, Korkut. 2003. İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri. Ankara: İmge.

Aydın, Kemal. 2006. “Social Stratification and Consumption Patterns in Turkey” Social Indicators Researc 75: 463-501.

Karluk, R. 2014. Türkiye Ekonomisi, Türkiye: Beta yayınevi.

Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2003, 399-422

Ener, Meliha, Demircan Esra, “Küreselleşme Sürecinde Yeni Devlet Anlayışı ve Türkiye”, Yönetim Bilimleri Dergisi, Cilt:4, Sayı:2, 2006, 198-218

Atasoy, Fahri, Küreselleşme ve Milliyetçilik, Ötüken Yayınları, İstanbul. 2005

Aslan, Nurdan, “Dünya Ekonomisinde Gelişmeler: Küreselleşme”, Ed: Osman Küçükahmetoğlu vd. “Ekonomik Entegrasyon Küresel ve Bölgesel Yaklaşım” Ekin Yayınevi, Ankara, 2005

HABLEMİTOĞLU, Şengül; Küreselleşme Düşlerden Gerçekleri, Ankara: Toplumsal

Dönüşüm Yayınları,2004.

BRYANE, Michael; “Theorising the Politics of Globalisation: A Critique of Held et al.

Transformationalism”, Journal of Economic and Social Research, Vol 4, No.2.

Aron, R., (1986) Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Türkiye İş Bankası Yay. Ankara

Drucker; P.F.; (1993)Kapitalist Ötesi Toplum, İnkılap Yay. Çev.Belkıs Çorakçı,İstanbul

Toffler, A., (1993), Dünyayı Nası Bir Gelecek Bekliyor?, İz Yay. Türkçesi: M. Çiftkaya, İstanbul

ARON, Raymond (1997), Sanayi Toplumu, Çev. E.Gürsoy, Dergâh Yayınları,

İstanbul.

BLUMBERG, P. (1974), “The Decline and Fall of the Status Symbol: Some

Thoughts on Status in a Post-Industrial Society”, Social Problems, 21(4),

pp: 480–498.

WEBER, Max (2005), Bürokrasi ve Otorite, Çev. Bahadır Akın, Adres Yayınları, Ankara

ÖZTÜRK,F.,Türkiye Ekonomisinin Kırılma Noktası:24 Ocak İstikrar Kararları

ELEKTRONİK KAYNAKÇA

TASAM, Küreselleşmenin Boyutları ve Etkileri, Elektronik Kaynakça:

(https://tasam.org/tr-TR/Icerik/211/kuresellesmenin_boyutlari_ve_etkileri)

Bir yorum

  1. Melvinblene Melvinblene 19 Ocak 2020

    Appreciating What You Have In Your Life

    Writing a thesis essay is one of the challenges that students face in their academic life. Essays should not be the most stressful time of your life, and our company offers you the essay writing help. Using transition words is helpful when writing expository essays. Introduction is, basically, used to prepare the readers for further discussion and analysis as enclosed in the later parts of the essay.

    College essays are written by Prospect College students, with the mandate of convincing the college committee that the writer is most suitable for the college admission. The reason essay writing services companies are thriving is our flawed system of education that places misplaced expectations in students.

    try this
    my sources
    click now

    The Philosophies Of Cultural Relativism

    Application essay writing is also referred to as admission essay writing. In the second body paragraph, the writer contends that Bogard’s statement dissolves any doubt, but builds up new feeling. In-Depth support in such tools and software allows the writer to organize their thoughts in a clear manner. Our college essay writing service can offer writing on a variety of assignments, from an essay any type to a research paper or thesis.

    Paper Checker
    Virginia Kearney On HubPages
    Paper Checker
    a55db45

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir