İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı Analizi

T.C

İSTANBUL SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİ

“Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı” Baykan SEZER

Semanur ÇAKIR

501219002

SOSYOLOJİ

YÜKSEK LİSANS

Prof. Dr Mehmet Emin KÖKTAŞ

Türk Sosyologlar ve Eserleri

İSTANBUL, 2019


Baykan Sezer’in Hayatı ve Düşüncesi

Baykan Sezer, 1939 yılında Malatya’da doğmuştur. Babası doktor, annesi öğretmendir. İlkokulu Gedikpaşa ve Cağaloğlu Büyük Reşit Paşa ilkokulunda okumuştur. Lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak okumuştur. 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Davranış Bilimleri Kürsüsünde asistan ve uzman olarak çalışmıştır. 1971 yılında sosyoloji doktorasını tamamlayan Baykan Sezer, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde asistan olmuştur. 1976 yılında doçentliğe, 1988 yılında ise profesörlüğe atanmıştır. 1982- 1983 yılları arasında Genel ve Sosyoloji ve Metodoloji Ana Bilim Dalı başkanlığı ve sosyoloji bölüm başkanlığı yapmıştır. 1983’te ise kendi isteğiyle bölüm başkanlığından ayrılmıştır. 1998’de ise kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. 2002 yılının Eylül ayında ise hayatını kaybetmiştir. Baykan Sezer için Kemal Tahir’in çok ayrı ve önemli bir yeri vardır. Kemal Tahir, Baykan Sezer’in babasının arkadaşıdır ve Baykan Sezer için Kemal Tahir’in düşüncelerini sosyolojiye uyarlamış denilmektedir. Baykan Sezer oldukça önemli ve fazla eser kaleme almıştır. Bu eserleri; Doğu- Batı çatışmasında Yunanlılığın Yeri, Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları, Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları ve Bozkır Uygarlıkları, Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı, Şehname Üzerine, Sosyolojinin Ana Başlıkları’dır. Bunun yanı sıra oldukça fazla makale de kaleme almıştır.

Baykan Sezer, olayları açıklamak için birçok sosyoloğun yaptığı gibi Batılı kaynaklarla yetinmez ve içinde yaşadığı toplumun özelliklerini de anlamaya ve tanımaya çalışır. Bunun nedeni olarak ise sosyolojinin Batılı toplumların sorunlarını tespit etmek amacıyla üretildiğini, bizim Batı’dan farklı tarihsel birikimimizin ve kültürel, yapısal özelliklerimizin olduğundan bahsetmektedir. Batılı toplumlardan tamamen farklı olan toplumsal yapımızın ve sorunlarımızın olması Batılı çözüm önerilerinin sorunlarımızı çözmeye yetmeyeceğini düşünmektedir. Bu yüzden de sosyolojiyi Doğu- Batı ikilemi içerisinde ele alır. Baykan Sezer, Türk toplumunu anlamaya çalışan her bir gayretini Türk toplumunun kendine özgülüğüne de dikkat etmesi gerektiği düşüncesindedir. Baykan Sezer’e göre Türk toplumunu anlayacak sosyoloji Batı sosyolojisi değil, Türk sosyolojisidir. Baykan Sezer, ‘Türk sosyolojisi’ ile ne ifade ettiğini açıklamak üzere karşılaştırmalı bir yöntem kullanmıştır. Bu yöntemle birlikte öncelikle Batı sosyolojisiyle Batı kültürünü ve Batılı toplumsal tecrübelerin ne anlama geldiğini açıklamıştır. Nihayetinde ise toplumsal sorunlarımızı açıklarken Doğu- Batı ilişkilerini dikkate almamız ve kendimizi açıklarken aynı zamanda Batı’yı da açıklamamız gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca Baykan Sezer ve Kemal Tahir sosyoloji yıllığı adını verdikleri kitap dizisi projesi oluşturmuşlardır. Sosyoloji Yıllığı, sosyolojinin toplumla ve tarihle ilgili çeşitli bilgilerini tartışma konusu yaparak genel çerçeve çizmeye ve sonuçlar çıkarmaya çalışmaktadır.

Baykan Sezer’in Kitaplarının Tanıtımı

“Doğu- Batı çatışmasında Yunanlılığın Yeri” eserinde tarihte toplumlar arası ilk farklılaşmaların bazı toplumların yerleşik tarıma geçebilmeleriyle gerçekleştiğini ve Doğu uygarlıklarının gerçekleştirdikleri aşamayla zenginlik sağlamışlar ve ilk önemli toplum farklılaşmalarına yol açmış olup toplumlar arası ilişkilere de yeni bir boyut kazandırmıştır. Doğu-Batı farklılaşması endüstriden önce başladıysa bu farklılığın kaynağını da tarım kesiminde aramak gerekeceğini ifade etmiştir.Ayrıca Doğu-Batı farklılaşmasının çok eski tarihlere dayandığını bizlere hatırlatması bakımından da önemli bir eserdir.

“ Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları” eserinde Türkiye’deki sosyoloji sorunlarını ortaya koyarken kendi gelenek ve yöntemlerini de oluşturması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak böyle bir yol izlediğinde Türk toplumuna yardımcı olunacağını dile getirmiştir. Yöntemi gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamaktır.

“Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları ve Bozkır Uygarlıkları” adlı eser bozkırın önemine dikkat çekerek Asya’daki yerleşik toplumlar için oldukça fazla öneme sahip olan akarsuların hepsinin Asya yaylalarından doğduğunu ve ATÜT uygarlığına temel olan akarsuların bozkır halklarına büyük önem kazandırdığını ifade etmiştir. Bozkır halklarının da bu önemden gereğince yararlanmasını bilen topluluklar olduğunu ifade etmiş ve bozkır halklarının su boyu ovalarındaki serüvenini anlatmıştır.

“Sosyolojinin Ana Başlıkları” adlı eser her ne kadar sosyolojiye giriş kitabı olarak görülse de öyle değildir çünkü bu kitabın amacı sosyolojinin ilk ve temel bilgilerini ifade etmekten ziyade bu bilgilerle ilgili ilk soruların sorulması ve bu bilgilerin ilk sınanmasıdır.

Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı

KİTABIN AMACI

Baykan Sezer’in din olayına yaklaşımı Batı sosyolojisindeki açıklamaların dışında yer almak ya da Türkiye’de herhangi bir dönemi kapsayan din anlayışı taraftarı ya da karşıtı olmakla sınırlı değildir ve bunun ötesindedir. Bu yaklaşıma herhangi bir tavır almak ya da oluşturmak yerine din olayına Doğu- Batı ilişkileri temelinde bütünsel bir açıklama ve yeni bir yorum getirme gayreti içerisindedir. Baykan Sezer, din olayına toplumsal farklılaşmaları ve ilişkileri tanımamıza yardımcı olmak amacıyla bütünsel bir görüş ile yaklaşmıştır. Din olayı, hem kendi yerimizi kavrayabilmemiz açısından hem de Batı’nın bize verdiği yeri görmemiz açısından oldukça önemlidir.

Baykan Sezer’in din olayına yaklaşımı “Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı” kitabında Doğu’daki farklılaşmayla, geleneksel göçebe uygarlıklardaki farklılaşmayı, Doğu- Batı çatışmasıyla Yakın Doğu’daki yansımasını Anadolu’da merkezi önemi olan Osmanlılık siyaseti açısından değerlendirmektedir. Baykan Sezer, bu konulara Batı’daki tartışmalar dışında değil, bütünsel bir tarih yorumu getirmektedir.

KİTAPTA KULLANILAN YÖNTEM

Baykan Sezer, “Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı” adlı kitabını bütüncül bir yaklaşımla yazmıştır. Bütüncül yaklaşım birbiriyle ilişkili durumların bir arada değerlendirilmesi ile durumların niteliğinin kavranabileceğini kabul eden bir yaklaşım biçimidir. Bütüncül yaklaşım, disiplinler arası düşünmeye ve bağlantılar kurabilmeye olanak tanır.

KİTAPTA KULLANILAN BAZI KAYNAKLAR

Gordon Childe : Tarihte Neler Oldu, Ziya Gökalp: Türk Medeniyet Tarihi, S.F. Mahmud: İslam Tarihi, Max Weber: Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlakı, Karl Marx: Yahudi Meselesi, Nurettin Şazi Kösemihal: Sosyoloji Tarihi, Muharrem Ergin: Orhun Abideleri, Matta, Luka, Ahmet Cevdet: Kısas-ı Enbiya, Behçet Necatigil: 100 Soruda Mitologya, Sigmund Freud: Musa ve Tek Tanrıcılık…

KİTABIN TANITIMI

“Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı” adlı kitap, Baykan Sezer’in din ve sosyoloji ilişkisini, toplum farklılaşmalarının temelini ve din olayının başlangıcını, evrensel dinleri ve İslamiyet’i doğduğu toplumsal yapıyı ve dinlerin toplumlara göre nasıl farklılaştığını detaylıca anlattığı bir kitaptır.

Baykan Sezer’in Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı adlı kitabı 1976 yılında Cahit Tanyol, İbrahim Yasa, Mehmet Taplamacıoğlu, Şerif Mardin ve Toker Dereli’den kurulu jürinin kararıyla sosyoloji doçentlik tez olarak kabul edilmiştir. Lisans tez çalışması ise “Doğu-Batı Çatışmasında Yunanlılığın Yeri” , Doğu-Batı İlişkileri Açısından Batı Tarımı’dır. Baykan Sezer’in alışmaları bütünsel bir sosyoloji anlayışına sahi olduğu için kendi düşüncelerini ortaya koyması açısından önemlidir. ‘Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı’ adlı konuda basitçe ve rastgele seçilen bir konu olmadığı ve bu durumun Baykan Sezer’in ‘biz din konusunu niçin ele alacağız?’ şeklinde soruyla anlaşılmakta olup cevabı da tezinin savunmasını oluşturmaktadır. ” Biz, Batı sosyolojisinin ikinci ilgi gösterdiği konu olduğu, Batılı sosyoloji ustaları ilgi gösterdiği ve biz Batı sosyolojisinden dersimizi gerektiği gibi aldığımızı, öğrendiğimizi kanıtlayabilmek için bu konuyu ele almayacağız.” Din, “endüstri devrimiyle toplumlardaki yeni ilişkileri kavrayabilmemize yardımcı olabilecek en önemli kesit. Biz de, bu ilişkiler içinde kendi yerimizi belirleyebilmemiz ve Batı’nın bize verdiği yerin dışında gerçek yerimizi kavrayabilmemiz için, din sorununu kendi görüş açımızdan incelemek amacıyla konu üzerine eğiliyoruz. İstediğimiz , din olayına daha değişik bir açıklama, en azından dinin doğurduğu ilişkilere daha doğru tanımlar getirebilmektedir.” Baykan Sezer, özgünlüğün oldukça ortadan kalkmaya başladığı dönemde dünya sorunlarıyla ilişkili olarak Türkiye’nin öncü rolünü ortaya çıkarmaya çalışmıştır.

‘Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı’ isimli kitap, Baykan Sezer’in en önemli çalışmalarından birisidir. Baykan Sezer, döneminde önemli konuları ve eserleri kaleme almasına ve ifade etmesine rağmen öne çıkan bir sosyolog değildir. Bunun sebebi hem din ile ilgili düşüncelerinin Batı sosyolojisi dışında olması hem de Türkiye’deki güncel anlayışın dışında olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer çevrelerce, dinin temelinin açıklanması ve buna yönelik değerlendirmelerin yapılması amaçlanmamaktadır. Bu yüzden de Baykan Sezer özellikle din olayıyla ilgili bağımsız bir konum benimsemiş olup bunu amaçlamaktadır. Din ile ilgili bilgilerimizin çoğu 19. Yüzyıl modern bilimi ile sosyolojinin bir ürünüdür. Bu bilim anlayışına göre ise dini bilgi ve bilimsel bilgi arasında açıkça belli olan karşıtlık vardır. Sosyoloji, toplum olaylarına yönelik seküler ve bilimseldir. Bu yüzden bilimsel anlayışına sahip olunması aynı zamanda dini görüşün geri planda kaldığı anlamına gelmektedir. Modern toplum ve geleneksel toplumun birbirine karşı tutum içerisinde olmasının sebebi budur.

Bu eserinde de Baykan Sezer seküler ve tarihsel bakışını devam ettirmiş ve laisist ve din karşıtı bir düşünceyi ortaya koymaktan kaçınmıştır. Ayrıca İslamiyet’i ve diğer dünya dinlerini toplumlar arası tarihi karşılaşmaların bir göstergesi ve toplumsal kimliğin belirtisi olarak değerlendirmiştir. Burada Baykan Sezer din ya da mezhep savunucusu olarak değil din olayına tarihsel bir perspektifte yaklaşmıştır.

Modern bilim anlayışı, dini bilgilerin en önemli özelliği olarak bilimsel bilgideki üstünlüğün nedenini toplumsal olayların üzerinde oldukça etkili olmasına bağlamaktadır. Bu yüzden de din, doğrulanamayan bir anlayışa sahip olmuştur. Sosyolojiyi yeni insanlık dini olarak ele almalarının sebebi de budur. Bunun sebebi de dini görüşün yerine sosyolojik düşünceleri kutsamışlardır. Belli dönemlerde insanların bilgi eksikliklerini kapatmaya çalışmasıyla din ile bilim kaynaşmıştır. Dinin en önemli özelliği kendi açıklamasını kendi içinde barındırmasıdır. Toplumlar farklı toplumlarla karşılaştıkça kendilerini daha çok din ile ifade etmeye çalışmışlardır. Bu tanıtma kendi farklılıklarını dile getirerek ya da çalışma yoluyla olmuştur. Buradan da anlaşılacağı üzere din, toplumdan ve toplumsal sorunlardan ayrı bir şekilde ortaya çıkmayıp bu sorunlara ve farklılaşmalara çözüm niteliğindedir. Buna örnek olarak İslamiyet’in Batı’ya karşı Doğu halkını savunması verilebilir. Batı sosyolojisine baktığımızda ise Doğu’ya karşı ayrı bir tutum içinde olduğunu görmekteyiz. Bu tutumun ya da tavrın sebebi esasen toplumların farklı deneyimlerden yararlanmasının önüne geçebilmektir. Batı böyle olumsuz bir tutum içerisinde olmasına rağmen din ile ilgili çalışmaların yapılmasına engel olamamıştır. Din, sosyolojisinin en çok üzerinde durduğu ikinci konu olup birinci konu ise endüstri olmaktadır. Endüstri konusu da sosyolojinin ortaya çıkışına sebep olduğu için başat roldedir. İlerleyen yıllarda Batı, endüstri sorunlarını kendi içerisinde çözemeyeceğini anlayışınca farklı toplumlardaki ilişkilerin de anlaşılması üzerinde durmuştur.

Türkiye’de din konusuyla ilgili düşüncenin biçimlenmesinde Batı’nın üstünlüğü ve Batı aktarmacılığı vardır. Batı üstünlüğü din konusunda değil ama siyaset, teknoloji, bilim gibi konularda olmuştur. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere dini kimliğimizi değiştirmeden batının üstünlüğü temelinde ilişkiler kurulabilmektedir. Türkiye’de de sorunlar batı egemenliğinde aşılmaya çalışıldığında dine yaklaşım da belirlenmektedir. Oysa din, Osmanlı’da dünya egemenliğine sahip olmanın ifadesidir. Ancak Osmanlı’nın yıkılması ve yeni Türk devletinin kurulmasıyla İslamiyet artık vazgeçmenin bir unsuru olarak görülmüştür.

Batı, 19. Yüzyılda dini toplum dışı, yabancı bir unsur olarak görürken ayrıca dini kendisi için ve kendisi dışındaki toplumlar için farklı ölçütlerle tanımlamayı tercih eder. Bugün ise Batı mevcut konumuna ve üstünlüğüne duyduğu güvenle dine kutsallık, soyutluk, tartışılmaz bir kimlik özelliği vermiştir. Batı, önceleri laikliği Doğu’ya taşımak isterken şimdi etkisiz bir dini kimlik örgütlenmesini Doğu’ya taşımak istiyor. Batı’da tarih boyunca akıl ve bilim üstünlüğü anlayışı olup laikliğe dayalı bir bilinç yaygındı bugün ise akıl ve bilim geri plana atılıp laiklik tartışılmaya başlandı. Batı’nın Doğu ile ilgili tavrında değişiklikler meydana geldi. Baykan Sezer’de Batı’nın vazgeçtiği bilimi ve din dışı açıklamaları, dinin getirdiği ideolojik açıklamalarla zenginleştirerek bütünsel bir sosyoloji anlayışını bu kitapta ele almıştır. Baykan Sezer’in din ve sosyolojiyle ilgili görüşleri Durkheim gibi bütüncül bir yaklaşıma sahiptir. Bu görüşlerini bütüncüllüğünü kaybetmemesi maksadıyla sosyolojinin ortaya çıkışından başlatmaktadır. Sosyoloji, 19. Yüzyılda bağımsız bir bilim olarak karşımıza çıkmıştır. Bu kadar geç ortaya çıkması toplumsal ilişkilerin karmaşıklığı ve diğer bilimlerin oluşumlarını tamamlamamasıdır çünkü diğer bilimlere de ihtiyacı olabilir düşüncesi hakimdir. Sosyoloji’nin Batı’da ortaya çıkmasının sebebi orada bu karmaşıklı inceleyecek bilgi düzeyinin daha çok olduğu anlamına gelmez. Sosyoloji, Batı Avrupa’nın yaşadığı bunalımlarla ortaya çıkmış olurken aynı zamanda bu dönemdeki bunalımların başladığı Ülker olan Fransa Saint Simon, Auguste Comte, Frederic Le Play gibi sosyologların ve sosyolojik düşüncelerin oluşumuna da zemin hazırlamıştır. Burada Nurettin Şazi Kösemihal’in sorusu akla gelmektedir.Yani ‘O zamanlara kadar pek çok bunalım oldu, devrimler oldu fakat neden sosyoloji o zamanlarda ortaya çıkmadı ve 19. Yüzyılda ortaya çıkmıştır? ‘ Bunun sebebi ise Batı burjuvazi ihtilalleri yani endüstri devrimidir. Çünkü halk ilk kez örgütlenerek ve etkili bir biçimde tarihte yerini alıyor. Halkın bu örgütlenmeyle oluşturduğu akım sonra sosyalizm daha sonra da sosyoloji olarak yerini alacaktır. Bu yüzden endüstri, sosyolojinin en önemli birinci konusuyken din, en önemli ikinci konusudur. Türkiye’de Ziya Gökalp’in en önem verdiği konu dindir ve kürsüdeki ilk derslerden birisi din sosyolojisidir. Sosyologların din konusunu endüstri konusunun yanında seçmesi tesadüf değildir. Endüstrinin doğurduğu sorunları Batı sınırlarında çözmek imkansızdır.

Sosyolojiden beklenenler artık sınırlı olduğu için buna iyi bir karşılık vermek amacıyla dine ve din sosyolojine daha da ziyade mikrososyolojinin yöntemlerine karşılık vermek gerekmektedir. Çünkü sosyoloji artık Batı’yı ve Hıristiyanlığı tartışmak istemiyor. Bizde ise bugün de geçerli olan din sosyolojisi, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki din karşıtı görüş ve etkileri devam etmektedir. Bu konuyla ilgili araştırmalar bugün halen gerek terminolojik olarak gerekse kavramsal olarak yetersizdir. Din, sosyolojik konular içerisinde kendi açıklamasını kendisi getiren tek olaydır. İslamiyet de belli tutumlar getirmekte ve İslam diniyle ilgili konuların incelenmesini yasaklamamaktadır. Hıristiyanlıkta bu tutum yasaklanmış olup insanoğlunun bu tür ilgilere kafa yorması yersiz ve gereksiz sayılmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere dinin açıklaması hususunda sosyolojiye ihtiyaç yoktur. Bu durumu Durkheim’in, bütün toplumsal olayların temelinin dine bağlanacağı görüşünde de görebiliriz.

Sosyolojide dinin özüne inmek gibi bir durum yoktur. Din, toplumsal bir olaydır ve sosyoloji bu yüzden din ile ilgilenmektedir. Bugün geçerli olan din sosyolojisi aslında Hıristiyan sosyolojisidir. Bunun sebebi de Batı’daki din sosyolojisinin Hıristiyanlıkla ilgili hazır kalıplar bulmasıyla ilgilidir. Bu hazır kalıplar üzerine kavramlar geliştirmişlerdir. Ortaçağ’da ise İslamiyet, kişilerin herhangi bir tehditle karşılaşmadığı için tedbir de alınmamıştır. Oysa Hıristiyanlıkta bu durum geçerli olmamış, kaybettiği prestiji geri yakalayabilme çabası içine girmiştir. Bu aynı çaba günümüzde İslamiyet için de geçerlidir. Doğu- Batı çatışması önceleri Haçlı Seferlerindeki din ayrılıklarına bağlanırken günümüzde bu durum ekonomiye de başvurmayı gerekli kılmıştır.

Din, insanların kendilerine ve toplumların bilincine varması açısından oldukça önemli bir kurumdur. Ayrıca dinin en önemli özelliği toplumları tanımlamaları ve tanıtmaları hususunda olmuştur. Buradan anlaşılacağı üzere toplumdaki bireylerin topluma bağlılıkları, dini inançlarını da etkilemekte ve birey bu doğrultuda az ya da çok dini inanca sahip olmaktadır. Toplumlar geliştikçe bireyler arasındaki ilişkiler farklı boyut alacaklardır. Bununla birlikte çok tanrılı dönem başlayacaktır. Fakat bu dönemde toplumlar, diğer toplumlarla çıkarlarının aynı olduğunu kavradığında ve kendilerini tanımlamaya gittiklerinde tek tanrılı dine dönüş gerçekleşecektir.

Din, ilkelden günümüze kadar gerçekleşen toplumsal olayları anlamamız için önemlidir. Bütün dinleri kapsayacak bir tanımlamanın yapılması zordur. Din, manevi bir birlik meydana getiren topluluğun kutsal şeylerle inanmalarından doğan bir tür dayanışma sistemidir. Burada dinin tanımı yapılıyor fakat temel bir açıklaması yapılmıyor. Açıklamasında ise ‘dinlerin toplumsal yaşamda neden doğdukları ya da toplumdaki önemleri ne olduğu?’ gibi sorulara cevap verir.

Avrupa’da toprak eşdeğer ve verimlidir. Bu yüzden halk toprağı tükettikten sonra yeni toprak arayışına girdiğinde toprağının başına birisini bırakmıyor ya da toprağının olduğu yere geri dönmüyordur. Asya’ da ise durum Avrupa’dakinden farklı olup eşdeğer ve verimli alanlar kısıtlıdır. Bu yüzden de sürekli toprağın başında bekçinin beklemesi gerekmektedir. Bu da beraberinde askeri ve siyasi yapılanmayı gerektirir. Çünkü verimli topraklar ile verimsiz topraklar yan yanadır ve bu verimli toprak sahipleri için tehlike unsurudur. Toprağın başından ayrılamayan halk aynı zamanda sürekli toprağı işlemesi gerekmektedir. Böyle bir şey o zamandaki tarım teknolojilerinde mümkün olmadığı için halk devlete güvenmek durumunda kalmaktadır. Halk aynı zamanda devleti adeta Tanrılaştırmaktadır. Tanrı, yüce birliği teşkil ettiği için ve halk da birliklerinin bozulmasını istemediği ve dış etkenlerden korunmak için devlete tabi konuma gelmişlerdir. Uygarlığın başından itibaren dinle ilgili yaşantı tüm toplumun etkisi altındayken bu durumla birlikte halk, din yaşantısını dikkate alan ve din yaşantısını dikkate almayan olarak ikiye ayrılacaktır. Din yaşantısını dikkate alan kutsal olana dahil olacaktır yani devlete, din yaşantısına dahil olmayan ise gündelik yaşamda kalacaktır.

İlk Doğu uygarlıklarında din ile devleti temsil edenler aynı kişilerdir. Bireyin haklarını gerek askeri gerek siyasi açıdan devlet temsil ederken ideolojik olarak ise din temsil etmektedir. Doğu uygarlıklarında devlet yöneticilerine gündelik faaliyetler dışında kutsal bir nitelik veriyorlar. Bunun sebebi ise toprağın tükenmesinden ve korunmasından kaynaklanan kaygı bir savunma birliğiyle neticelenmiş olup bu durum Devlet’e dönüşmüştür. Bu durum toplumun çözebilmesini aşan bir sorun olduğu için ve çözümü Devlet denilen birlik tarafından çözümlendiği için toplum birliklerinin gelişimi de burada filizlenmiştir. Doğu’da askeri faaliyetler öncelikle savunma yöntemiyle etkin olmuştur. Bunun sebebi ise Doğu’daki verimli toprakların eşdeğer olmaması ve nüfusun fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Devletin yönetici kadrolarını kutsal saymasıyla birlikte artık halk ve yönetici dili bile farklılaşmaya başlamış olup Devlet yönetimiyle ilgili bilginin halk tarafından anlaşılmasının önüne geçilmiş ve Devlet yöneticileri adeta kutsal bilgiye sahip olan rahip görünümünü ele geçirmişlerdir. Yönetimde askeri alandan ekonomiye doğru bir dönüş yaşanmıştır. Bunun sebebi ise toprağın tükenmesini bu şekilde çözümleyebilmektir. Ayrıca din, kişiliğin ve toplumun bir ifadesinin yanında toprağın yenilenmesi için rol oynayan ırmakların taşma zamanını hesaplamak için yıldızların incelenmesine yönelecektir. Bu yüzden ilk zamanlarda din ve astroloji iç içe olup din adamları astroloji bilgisine de sahip olan kişiler olmuştur.

Doğu dinlerinden olan Brahmanizm, ilahi bir vahye dayanmayıp temelinde doğru bilginin bilge kişiler vasıtasıyla bulunması vardır. Brahmanizm’ de evrenin ya da insanların yaratılmadan önce yok olduğu düşüncesi yoktur. Bunun yerine yaratılmadan önce karmaşıklığın olduğu düşüncesi hakimdir. Bu düzende Devletin örgütlenmesi daha fazla önem arz etmektedir. Doğa ve toplumsal olaylar birbirlerinin bütününü teşkil etmektedir ve birisinin aksaması bütün sistemi bozmaya yetecek öneme sahiptir. Bu yüzden de hem doğa olaylarıyla ilgili hem de devletle ilgili düzenin nasıl sağlanacağı iyi bir şekilde bilinmelidir. Brahmanizm Hindistan’da inanılan bir sistem olması nedeniyle hem su boyu ovalarına hem de ekvator ormanlarında etkin bir inanıştır. Brahmanizm hiçbir zaman Hindistan dışına taşan bir sistem olmamıştır.

Buddhizm ise Hindistan’da ortaya çıkan ve Asya çapında da bir din haline gelen sistemdir. Brahmanizm, düzenin dini olarak adlandırılırken Buddhizm, Brahmanizm’den atılan, kast dışı kala halkların dinidir.Aslında Buddhizm’den önce Jainizm adında bir sistem vardı fakat Buddhizm’in başarısı sonucu Jainizm önemini kaybetmiş oldu. Aslında en başta ifade edildiği üzere dinin toplumları tanımlaması ifadesiyken ‘nasıl olur da bir toplumda iki farklı dinin oluştur?’ sorusunu da beraberinde getirmiştir. Bunun sebebi ise diğer toplumlarda ülkenin coğrafi sınıfları boyunca devam eden nehirler vardır ve bu nehirler gerek fikirsel gerek toplumsal ve siyasi birlik oluşturur. Fakat Hindistan birden fazla ırmakla bölündüğü için böyle bir birlik söz konusu olamaz. Buddhizm’de önemli olan bir kavram olan Nirvana, insanın dış dünyayla bağlantısını kesmesidir ve bunu ancak varlığını sona erdirerek yapabilir.

Doğu uygarlığı karşısında Batı’yı açıklarken Doğu- Batı karşıtlıklarını ve çatışmalarını ele alarak açıklamak gerekmektedir. Doğu’da uygarlıkların gelişmesi ve dinin gelişmesi bütüncül bir durumu ifade etmektedir. İki kavram yani uygarlık ve din birbirleriyle ilişkilidir. Yunanlıların Doğu-Batı çatışmasını başlatıp kendisinin bu çatışmadan beslenemediği, üstünlük kuramadığı ve kendi kaderlerini çizemediği görülmüştür. Bu nedenle de Yunan dini daha çok falcılık, adak adama ya da dua gibi unsurlardan oluşmaktadır. Yunan dini ancak Doğu-Batı çatışmalarıyla vardır. Bunu gerek edebiyat eserlerinde gerekse inanç sistemlerinde görebilmekteyiz. Yunan mitolojisi bir çok destana dayanmaktadır. Bunların içinde ILiade ve Odysée, Homeros; bu destan aynı zamanda Doğu’ya karşı zaferin bir unsurudur ve Truva Savaşları. Truva Savaşları diğer destanlar içinde tarihi gerçek olma noktasında en önemli ve güvenilir olandır.

Bozkırlarda ise bugün, Orta Asya Halklarının dini olarak şamanizm görülmekte fakat bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü şamanlıkla ilgili bilgiler, Batı’nın Asya içine yayılışı sırasında topladığı veriler, malzemelerdir. Din, geçmişle ilgili gelenekleri, toplumsal bilgileri de içinde barındırır. Fakat bu aktarılan sistem, diğer dinlerden alıntı olmak zorunda değildir. Eski dinler daha çok toplumsal görevleri göremedikleri ve Orta Asya’da da ilgisizliklerin olduğu görüldüğü için şamanizmi din olarak görmek tartışma konusudur. Şamanizmi din olarak görmek zordur ve tartışma konusudur çünkü Şamanizm, kişisel amaçlar olup ve bu amaçlara ulaşabilmek için de gerekli olan eğitimden geçmesi gereken bir sistemdir. Şamanlıkla bozkır halkları arasında toplum farklılaşmasından bahsedilemez. Çünkü tek farklılaşma olarak şamanlarla toplumdaki diğer üyeler arasında gerçekleşmektedir. Nasıl ki Yunanlar kendilerini Truva savaşıyla duyurmuşsa Türkler de Çinlilerle gerçekleşen savaşlarla kimlik kazanmaya başlamışlardır.

Asur ve İran dinleri ise Doğu’da sulak ve verimli ovaların bulunması oradaki halkın bulundukları yere yerleşmelerini ve bunun sonucunda da oraları denetim altına almaları gereğini doğurmuştur. Yerleşim yerlerini denetim altına almalarının sebebi ise yerleşik tarıma geçmeyen halklarla aralarında zenginlik farkı oluşması ve bunun sonucunda da buralara diğer halklar tarafından sızmaların gerçekleşeceği düşüncesidir. Böylece ilk asker devletler kurulmaya başlandı. Doğu’daki ilk asker devlet öreği ise Asur ve İran İmparatorluklarıdır. Dinlerin görevinin toplumların kendilerini diğer toplumlara tanıtmak aracı olduğu yukarıda da belirtilmiştir. Burada, ancak farklı toplumlarla karşılaşıldığında bu tanıtma işleminin gerçekleşeceğini de eklemek gerekir. Ayrıca toplumlar arası ilk farklılaşma, Doğu’daki su ovaları halklarının yerleşim yerlerini koruyabilmeleri, denetim altına alabilmeleri nedeniyle başlamıştır. İlk farklılaşmalarla birlikte dinin örgütlü bir şekilde karşımıza çıkması ve bununla da birlikte göçebelerle yerleşik hayatta olan bireylerin çatışması söz konusu olmuştur. Bu çatışma beraberinde toplumların kendi benliklerini korumaları, toplumlarına sahip çıkmaları ihtiyacını da doğurmuştur. Bu çatışmayı da Batı’nın Yunanlılıkla kimlik kazanarak Doğu’yla çatışmaya girmesi daha da hızlandıracak ve bunun sonucunda da evrensel dinlerin oluşumuna zemin oluşacaktır. Toplumsal farklılaşmanın geçirdiği bu süreçler aynı zamanda evrensel dinlerin geçirdiği süreçler hakkında da bilgi verecektir.

Evrensel dinlerde durum daha farklıdır. Yerleşik tarımın getirdiği soruna Doğu halkı, topraklarının verimli olması hammaddesinin yetersiz fakat maddi birikiminin fazla olması nedeniyle çözüm bulabilirken Batı toprakları nedeniyle bu duruma çözüm bulamamıştır. Bu da Doğu-Batı ilişkilerinin kurulmasına yol açmıştır. Dinler, hem toplumlarla sıkı bir ilişki içerisinde hem de toplumların kimlikleriyle ilgili önemli bir unsurdur. Fakat evrensel dinler toplumların sınırlarını aşarak içinde bulunduğu toplumdan bağımsız ve ayrı bir görünüm kazanmışlardır. Evrensel dinler derken üç büyük din olan ; Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet ifade edilmektedir. Çok Tanrılı dönemlerde aynı toplumların çok Tanrılı inanış sürecinden geçtiği Brahmanizm ve Buddhizm örneklerinde görülmüştür. Aynı toplumda görülen bu iki farklı inanış daha sonraları aslında aynı çıkarlara ve bilince sahip olduklarını fark etmeleri sonucunda Tek Tanrılı dinlere geçişi, ilerleyen zamanlarda da evrensel dinlere geçişleriyle sonuçlanacaktır. Üç büyük din de her ne kadar evrensel bir din olduğunu ifade etmiş olsa da Doğu- Batı çıkmazı içerisinde kalmışlardır. Burada Yakın Doğu önemli bir bölgedir. Çünkü hem üç büyük din aynı bölgede doğmuş hem yerleşik ve göçebe toplumların karşılaştıkları yerde olup hem de Doğu- Batı ilişkilerinin düğüm noktasıdır. Bu nedenle de dünya tarihinde oldukça büyük öneme sahip bir bölgedir. Evrensel dinler anlatılırken buradaki üç büyük din olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’e de kısaca değinilecektir.

Yahudilik hem kavmin adı hem de aynı kavimdeki dinin adıdır. Yahudilik dini ve kavmi aynı koşullar altında ortaya çıkmış olup farklı zamanları kapsamamaktadır. Yahudilik, ilk evrensel dindir. Aynı zamanda kendisinden sonra gelen Hıristiyanlık ve İslamiyet dinleri için de deneyimlerinden faydalanma açısından bir alan oluşturmakta ve Yahudiliğin devamı ve efsanelerini sürdüren bir yapıya sahip olmaktadırlar. Yahudi dininin dönemindeki diğer dinlerden üstün olmasının sebebi milliyetçiliği içinde barındırmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Yahudilik, bir kavme bağlılığı sonuna kadar devam ettiren bir niteliğe sahip olup kendinden sonraki dinlere de ışık tutacaktır. Yahudi tarihiyle ilgili bugüne ulaşan en geniş kaynak Tevrat’tır. Tevrat, içinde kronolojiyi ya da olayları bilimsel bir şekilde anlatmaz. Daha çok geçmişten çıkarılan derslerin toplamıyla ilgili bir kitaptır. İçerisinde geçen olaylar üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra yeni deneyimlerle olaylar tekrar yazılmıştır. Bu yüzden de Tevrat’ta geçerli olan bilgileri tarihi bilgilerle sınanıp tekrarlanması gerekmektedir. Yahudilere Filistin’e yerleşmeden önce verilen ad ‘İbraniler’dir. İbraniler, ‘öteyanın insanları’ anlamına gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere kendi dışındakilere verilen bir addır. İbraniler, daha çok Yakın Doğu’daki yerleşik tarımında kalan halklar için verilen bir isimdir. Bu yüzden de Yahudilik tarihi boyunca yerleşik hayata geçme isteği kendisini göstermiştir. Tevrat’ta da Yahudi büyüklerinin göçebe olduklarını belirten bilgi mevcuttur. Göçebe bir hayat tarzlarına sahip oldukları için de sayı üstünlüğünü ve birliği övüyorlar. Ayrıca Yahudiler’de her boyun başında dini görevleri olan bir şef bulunmakta ve bu şeflerden biri de Hz. İbrahim olmaktaydı. Yahudiler de kendi tarihlerinin başlamasını Tanrı’nın, Hz. İbrahim’e o güne kadar yaşadıkları toprakları terk etmesini istediği zamanla başlatırlar. Yahudiler daha sonra Mısır’a gidiyorlar çünkü tarımsal alanları çok azdır. Hz. İbrahim’den ayrılan Lut kavmi Sodom ve Gomorra’ya gitmişlerdir. Lut kavmi Tanrı’ya karşı günahkar oldukları için cezalandırıldılar. Hz. İbrahim’in peşinden giden halk böylece haklı çıkmış oldu. Yahudilik zamanında görülen Lut kavmi ve Hz. İbrahim arasında gerçekleşen çatışma aynı zamanda Tevrak’ta da geçen Habil ve Kabil arasında da ya da Hz. İbrahim’in oğulları arasında da ve görülmektedir. Yahudiliğin göçebelikten yerleşik hayata geçişi aynı zamanda Yakın Doğu tarihini de özetler niteliktedir. Yahudiler yaşadığı toplumsal olayları ve açıklamalarını çevrelerinde gördüklerinde kendi dinlerini diğer dinlerden üstün saymışlardır. Yahudilerin göçebe ve yerleşik toplum olarak bölünmesi tek Tanrılı din anlayışının oluşmasını engellemiş olup bu olayları tek bir yorum altında topladıklarında ancak tek Tanrılı dinin oluşmasına zemin hazırlanmıştır. Yerleşik tarıma geçen Yahudiler dinlerini değiştirip yerli dinlere katılırken savaşçı ve yönetici olan Yahudiler Hz. Musa geleneğini devam ettirmişlerdir. Yahudiler arasında bölünmelerin sebebi de bir birlik oluşturabilecek merkeziyetçiliğe sahip olamamalarından kaynaklanmaktadır. Yahudiler Batılılar açısından Doğu halkıdır fakat Batılılar için tehlike unsuru olan Doğu’nun dışındadır. Doğu için de tam tersi düşünce mevcuttur. Yahudileri Doğu’ya uzak görüyorlar fakat Batı’dan daha yakın olduğuna dair bir düşünce vardır.

Hıristiyanlık dini Yahudilik dininin devamı şeklindedir. Peygamberi Hz. İsa’dır. Hz. İsa ve Hz. Musa aynı Tanrı tarafından farklı dönemlerde gönderilen peygamberlerdir. Peygamberler hem peşinden gelen halklara dini öğretiyi ulaştırır hem de günlük işlerin yürütülmesiyle yükümlü kimselerdir. Hz. Musa’dan sonra peygamberler zinciri devam ederken Hıristiyanlığa göre son peygamber Hz. İsa’dır. Hz. İsa’nın yaşadığı ve dönemde Roma İmparatorluğu vardır. Roma, Batı’nın dünya hakimiyetini ifade eden bir imparatorluktur ve çok güçlüdür. Hıristiyanlığın doğuşu da devam eden Doğu ve Batı çatışmasının sürdürülmesiydi. Hz. İsa da Roma’ya yani Batı’ya karşı direnen Doğu lideriydi. Roma’nın zulmüne karşı Hz. İsa ve Barabbas Kudüs’e doğru bir yürüyüş gerçekleştirmiş, Hz. İsa başında tacıyla birlikte Kudüs’e girmiştir fakat daha sonra Hz. İsa Roma askerleri karşısında korkacak ve halkı orada öylece bırakıp kaçacaktır. Hz. İsa’ya güvenip direnişe başlayan Barabbas ise Roma’ya direnmeye devam edecek ve halkını yalnız bırakmayacak fakat bunun sonucunda esir düşecektir. O dönemde halk oylamasıyla bir mahkuma karşı başka bir mahkum verilmesi durumu söz konusuydu. Hz. İsa’nın peşinden giden ve Hz. İsa’nın halkı yüz üstü bırakıp kaçtığını bilen Yahuda, kendisini ele verecektir. Yüz üstü bıraktığı halk Hz. İsa’nın da cezasını vermiştir. Roma ise Hıristiyanlığın kendisine herhangi bir zarar veremediğini hatta kendilerine savaş imkanı verdiğini düşündükleri için Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmişlerdir. Doğu da bu yenilgisi karşısında Hıristiyanlığı terk edip İslamiyet’e geçiş yapacaktır. Hıristiyanlığın başına gelen önceleri Buddhizm’in de başına gelmiş olup ortaya çıktığı topraklarda gelişememiş ve Çin’de devlet dini olmuştur. Hıristiyanlığın üç büyük mezhebi vardır ve şu şekildedir; Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık.

Katoliklik Orta Çağın sonu Yakın Çağın başlarında Batı’da yayılan bir sistemdir. Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak bölününce aynı toplum içinde ortak din olsa bile kiliselerin bölünmesi gerçekleşmiştir. Bunun sebebi Doğu ve Batı’nın birden çok merkezden yürütülmesi sonucu kiliseler birliğinin bozulmasıdır. Bakıldığında kiliseler haritası, siyasi bölünmeler hakkında da bilgi vermektedir. Roma imparatorluğunun bölünmesine neden olan sebeplerden birisi de Barbar Baskını’dır. Bu istilaya tedbir oluşturmak amacıyla feodalizm adında küçük birlikler oluşturup muhtemel Doğu saldırısına bu birliklerle çözüm bulunacağı düşünülmüştür. Bu küçük birimlerin bir sebebi de kendi bütünlüğünü koruyamamasından kaynaklanmaktadır. Feodaller, barbar baskısına karşı siyasi güç niteliğindedir. Batı Avrupa, askeri yönetici kadroyu yetersiz görüp böyle bir sınırlamaya gitmek istemeyecek ve ruhanilerden oluşan bir yönetici kadro daha kuracaktır. Katolikliğin ortaya çıkışı da bu döneme denk gelmektedir. Katolik ‘evrensel’ demektir ve Roma kilisesinden kopup Vatikan’a bağlı Hıristiyan sistemine denilmektedir.

Ortodoksluk, Avrupa’nın Asya’ya karşı olan ülkelerinde yani Yunanistan ve Rusya’da ortaya çıkacaktır. Batı, varlığını sürdürebilmek için küçük birimlere ayrılırken Doğu’nun mevcut güçlerini birleştirip bütün olarak Batı’ya karşı çıkması gerekiyordu. Farklı devletler farklı özelliklere ve tanımlamalara sahipken aynı zamanda farklı dinlere de sahiptirler. Bunun en önemli göstergesi de Bizans’ın sınır bölgesinde olmasından dolayı ülkesine gelen hakları da Hıristiyanlaştırmalı ya da Avrupalılaştırmalıdır. Ortodokslar, Katoliklerin tersine her açıdan devletin hizmetindeler ve burada din, devletin işidir. Bu iki kilisenin birbirlerinden ayrılmasının sebebi ise Doğu ile farklı ilişkilerde bulunmalarıdır.

Protestanlık Hıristiyanlıktaki üçüncü büyük mezheptir. Modern Batı toplumuyla ilişki kurulduğu için Modern Batı toplumu Protestanlıkla açıklanmaktadır. Kapitalizm ve Protestanlığın aynı olduğu düşünülmüş olup yanlış bir düşünce ortaya çıkmıştır. Çünkü benzerliklerinin sebebi aynı tarihi koşullarda ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Protestanlığın ve kapitalizmin aynı olması düşüncesinin temelinde Hıristiyan olmayan toplumların geri kalmışlığı ve kapitalizmin hakların inançlarına dayandığı fikri vardır. Osmanlı’nın ticaret yollarını elinde bulunduran Batı, yeni ilişkiler kurabilmek için Doğu ülkeleriyle paylaşımda bulunmuştur. Bu yeni ilişkiler beraberinde Hıristiyanlığı, bazı ülkelerle yeni ilişkileri yani kapitalizmi ve yeni anlayış olan Protestanlığı ortaya çıkaracaktır.

İslamiyet’in ortaya çıktığı dönemde ise şu olaylar görülecektir: Hıristiyanlıkla Doğu’da başarılı olunamaması üzerine Doğu’dan Batı’ya karşı Cihad başlayacaktır. Burada koşulların değişmesi sonucu Doğu kendisini İslamiyet ile ve Müslümanlıkla yeniden tanıtmak isteyecektir. İslamiyet hem yeni bir dünya görüşünü hem de yeni bir dünya egemenliğini ifade etmektedir. Doğu ve Batı kendi çıkarları doğrultusunda ticaret yollarını kendi lehlerine dönüştürmeye çalışacak fakat bunu yaparken birbirlerini yok etmeye ya da kendi bünyesi içerisine almaya çalışmayacaktır. Bunun nedeni ise ticaret yollarının hem canlılığı hem de gelişmeyi ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. Burada İslamiyet’i hazırlayan koşullara değinmek gerekirse bu koşullar şunlardır; Arabistan’ın bulunduğu konumu öneminin artması ve Bizans ve İran’ın ellerindeki her şeyi tüketmesidir. Bu noktada Arabistan’a yer açılmış ve tarihte önemli bir yere gelmelerine fırsat oluşmuştur. Araplar’ın İran ve Bizans’ın tükettiği kaynaklara çözüm önerisi Arapların üstünlüğünü daha da arttıracak ve kendi içlerinde birlik oluşturmalarına imkan sağlayacaktır. İslamiyet’in ortaya çıktığı yer Arap Yarımadası’dır. Arap yarımadası daha çok göçebe bedevilerden oluşan ve bu göçebe bedevilerin yerleşik halktan aldıkları haraçla hem kendilerini hem de tarım alanlarını güvenlik altına almayı amaçlayan hem askeri hem siyasi birliklerdir. İslamiyet, Doğu ve Batı çatışmasının olduğu dönemde Doğu’nun yeniden tarih sahnesine geldiği zamana işaret ederek zaman geçtikçe sadece Arabistan yarımadasında değil Doğu’da ve daha pek çok yerde yayılma imkanı bulacaktır.

İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’dir. Hz. Muhammed’in kedisine gelen vahiy sonucu Mekke’de İslamiyet’i yaymaya çalışması Mekke halkı ve yöneticileri tarafından şehrin ayrıcalıkları üzerinde bir tehdit oluşturması noktasında sorun olarak görülmüş ve karşı çıkılmıştır. Bunun sonucunda Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etmiştir. Bu göçle birlikte İslamiyet artık sadece bir din olarak değil aynı zamanda siyasi ve ticari hayatı da düzenleyen bir inanç olarak görülmüştür. Çünkü Medine, Mekke’yle rekabet halinde olup ticaretin getirdiği çıkarın kendisinde olmasını istiyordu. Medine’de İslamiyet’le birlikte değişik gruplar birlik oluşturup birlikte hareket eder ve çıkarlarını koruyabilir hale gelmiştir.Burada İslamiyet’in en önemli kaynağı olan Kur’an’dan bahsetmekte fayda vardır.Kur’an bilgisi Doğu’da öğreti ve Batı’ya karşı savaş ve direnme unsuruyken Batı’da Doğu’ya karşı savaş ve içlerine sızmak için bir araç olarak görülmüştür. Ayrıca İslam aleminin iktidar çatışmalarını ya da davalarını sürekli Kur’an’a dayandırmaları Kur’an’ın geniş bir tefsirine yol açmıştır. Ayrıca cihat ve hilafet İslamiyet için önemli iki olaydır. Cihad’ın önemi Doğu’nun, İslam ile savaşçı bir özellik kazanmasından kaynaklanmaktadır. İslam, kafirlere karşı bir cihadı yani savaşı zorunlu kılmış olup Batı’ya karşı da Müslümanların birlik bilinci oluşturmasını sağlamıştır.

Hilafetin dünya tarihinde yer alması ise İslamiyet’in Yakın Doğu’da önemli hale gelmesiyle olmuştur. Arap hilafetinde devlet ve din işlerini birlikte yürütmektedir. Osmanlı’da ise hilafet makamına ilgi duyulmamış ve herhangi bir yardım ya da destek de beklenmemiştir.

Anadolu’nun Türkleşmesi, İslamiyet’in yayılması noktasında önemli bir olaydır. Anadolu’ya gelen Türkler, düzen ve dengeyi bozduğu düşüncesiyle Bizans topraklarına sürülmüşler ve bu olaydan sonra Türkler, çıkarlarını resmi siyasetin dışında ifade etmişlerdir.

Anadolu’da Türkler, Arapların sınırlarına vardıklarında onların düşüncelerinden farklı ve yeni bir görüşü temsil ettikleri için Araplaşmadan kurtulmuşlardır. Aslında Arap milleti başta Yakın Doğu ve Kuzey Afrika olmak üzere pek çok ülkeyi Araplaştırmayı başarmıştır. Türklerin Araplaşmadan kurtulmaları da Osmanlıcılık düşüncesiyle gerçekleşmiştir. Burada Osmanlı’nın Bizans’a karşı aldığı zaferler de etkili olmuştur.

Baykan Sezer’in Yapmış Olduğu Araştırmadan Çıkardığı Sonuç

Din, toplumun ya da bireyin bilinçlenmesi durumudur. Belli bir dine mensup olmak toplum türü ya da çeşitli ilişkiler içinde dünyadaki yeri ifade etmektedir. Bu yüzden de din, toplumların kimliklerinin biçimlenmesinde önemlidir. Baykan Sezer dinin anlamını kendisine bağlı cemaatle bulabildiğini yani dini, toplumu ilgilendiren olayların yorumu olarak ifade etmektedir. Toplumu ilgilendiren olayların alanına girdiğini ifade ederken aynı zamanda siyasetin de bu konunun içine girdiğini görmekteyiz. Nasıl ki dinde cemaat kavramı mevcutsa aynı şekilde siyasette de büyük halk kitlesine gerek duyulmaktadır.

Baykan Sezer’e göre din, toplumlararası farklılaşmayı belirler fakat bu belirleme toplumların savaş durumu hallerindeki ifadedir. İslam’daki cihad düşüncesi ve Haçlı seferlerini kışkırtmaya çalışan Hıristiyan düşüncesi buna örnektir. Hıristiyanlık ve kapitalizm Batı sömürüsü için en önemli destektir. Bu yüzden Batı’nın Doğu’yla kurduğu ilişkiler başlangıçta Doğu’daki halkları Hıristiyanlaştırma çabası olarak görülecektir. Fakat daha sonra Batı, Doğu üzerindeki üstünlüğünü garantileyince Hıristiyanlığı Doğu’ya taşıma gibi bir çabasının olmadığı düşünülecektir. Batı da içlerinde bulunduğu çatışmayı Doğu- Batı çatışması olarak ifade etmek yerine bu durumu laikleştirerek, akıl ve bilime dayandırmıştır. Doğu ise kendi benliğini din açıklayınca Batı bu duruma karşı çıkarak din ile bilimi karşıt iki düşünce olarak göstermiştir.

KAYNAKÇA

Baykan Sezer, Toplum Farklılaşmaları ve Din Olayı, İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017, 188 s.

Kenan Çağan, Türk Sosyolojisi ve Baykan Sezer, Sosyal Bilimler Dergisi, 2007, cilt9, sayı2, 18 s.

Ejder Okumuş, “Yerli Sosyolog” Baykan Sezer’de Dine Sosyolojik Yaklaşım – Bir Giriş Denemesi, Journal of Islamic Research 2017, 17 s.

3 Yorum

  1. ReubendeF ReubendeF 9 Şubat 2020

    The Monthly Essays

    There are four main forms of essays: narrative, descriptive, expository, and argumentative. A marketing and advertising gimmick that takes advantage of human nature often involves companies advertising low-cost or free custom writing services on the websites. We are one of the first websites where learners have been in a position to buy great tailor made papers. If it is first time that you plan on using personalized assignment provider, check which steps are necessary to profit all sides of online writing assistance.

    We have a online privacy policy , which means we can’t disclose the non-public information of our authors. Your ‘create my essay’ request will be assigned to the workforce of researchers. Get not merely cheap essays but additionally a great chance to improve grades quickly with our services. We work with very skilled essay writers, handpicked from the most notable, reputed universities around the world who possess qualified degrees such as MBA, Masters and PhDs within their respective subject fields.

    Students who would like to achieve their academic aims often seek aid and our website is the right place to obtain it. If you’re searching for a high-quality writing provider with an excellent reputation, only place your buy on our web site and we won’t disappoint you. Sometimes, we just can’t get an essay published on time. So, get simply exclusively-composed essays and flaunt a high-scoring grade card.

    But even when there isn’t any clear computational X” however, computational essays can be a powerful way to organize and present materials. Reasons you might like to get help in writing essay are many: a lack of writing skills, no time to meet all of the deadlines because of job and family, or simply too little creativity and no desire to deal with dull topics or boring subject areas your teacher assigns.

    Simple tailor made essays or dissertations won’t be a problem for all of us. Will you write my expression papers confidentially?” Any personal and payment info of our consumers is confidential. Advanced” writers are those people who have been with us for quite a while and gotten constructive ratings from our consumers. Will you compose my essay discretely?” Moves without saying – the services is entirely anonymous.

    So that you can request almost every assignment from our posting paper service. More than that, if they write an essay for you once – you’ll have a kinda template to understand how to do it yourself next time. Especially if there exists a wonderful opportunity to use a service which will help publish my essays online. You may have pointed out that there are numerous companies offering similar services.

    And that means that a good way for folks to understand what they have to be able to write computational essays is for them first to learn a bunch of essays. I have appeared many times in this essay writing service. To write this essay, the writer must have real and extensive understanding of the subject. Nearly all students worldwide need to get professional writing help with their homework.

    Therefore, they don’t have sufficient time to complete all of the writing assignments. Our writers have expectations and they take a pride within their work. Rush Essay enable you to pick the deadline and quality degree. Even though the prevailing ‘create my essay for low-cost’ prices are very low, genuine brands are ready to offer further discounts on their services to grab the attention of the existing and potential customers.

    When deadline is coming and I have no idea what things to write, I usually use your services. These include editing, proofreading and no cost revisions with tailor made written papers to ensure you get what you need for your subject. Although all the sample essays were handwritten by students, they’re shown typed below for ease of reading. Here you can buy perfect academic papers which will solve your problems.

    As students advance, to improve essay writing skills they want in-depth support. Our Company is really a team of qualified specialists who provide high quality personalized research and custom made essay writing service. We hire only indigenous English writers with MA or PhD, along with years of encounter in the writing field. Our authors will strictly carry out your instructions to make a perfect custom made written assignment.

    https://studybay.com/latest-orders/53093/
    https://studybay.com/tags/choice-maker/

  2. Ana Kubesh Ana Kubesh 10 Mart 2020

    Good ¡V I should definitely pronounce, impressed with your website. I had no trouble navigating through all the tabs and related info ended up being truly easy to do to access. I recently found what I hoped for before you know it at all. Reasonably unusual. Is likely to appreciate it for those who add forums or something, web site theme . a tones way for your client to communicate. Excellent task..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir